Öz milli dilimizi ösdürmek üçin nämeler etmeli?

R@SkOlNiKoW· · 8 329 просмотров· понравилось: 5teswirler.com

  Men sizin pikirinizi bilmek isleýärin! Nahili ýagdaýda biz öz dilimizi has hem ösdürip bileris? Munuň üçin nämeler şert?  Halkymyzy kitap okamada çekmek üçin edilip bolaýjak zatlar?!

Состояние архива

● Полный текст

● Сохранено комментариев: 50/50

Опубликовано на сайте: teswirler.com · Источник: копия Web Archive — ertir.com, 11 мая 2012 · Открыть оригинал ↗

Комментарии 50


Hawa, da-king, dogry aydyan, onun uchinem mugallymlara uly ish dushya.. koprak kitap okatmaly, oz ene dilimizde we kitap okamaklygy endik halyna getirmeli.. elbetde, turkmence kitaplaram koprak chykarmaly..

shu rus  dashary yurt dilinde suvjarshyp geplemani goydurmaly halkymyza

degişli yokari okuw jaylarinda dilimizi nadip ösdürip bileris diyen temada proyektler berilmeli okuwçilara!
birinji mollumlarin özüne kitap okamani öwretmeli.
son mollumlar okuwçilarina görelde bolup bilerler. 
türkmen dili we edebiyatinda makalalar, basleşikler we ş.m.
ilki bilen kitaplari elyeterli we okamak üçin pursatlar döredilmeli.
kitaplarin bahalarini arzanlatmali.
önki kitaphanalari tazeden açmali.
dilin ulanilyan meydani ginişledilmeli.

Gowi kitaplary turkmenca terjime etmeli. sheytsek kitap okarlar. hasam oser.

edebiýata üns bermeli.
ilki bilen dilçilerden başlamaly.
olar gowy eserler ýazmaly, biz ýalylaram okamagy öwrenmeli.
köp okamaly, köp gürlemeli.

 

Ilki bilen ýaslara türkmendiklerine buýsanmalydygyny düsündirmeli.onsoñ olar öz diline üns berip baslarlar

gara pishik shuwagt onumden gecdinda, edebiyata uns bermeli, mekdeplerde shaherlerde  kitaphanalar acylmaly, her yashdaky adamlara, chagalara okap boljak kitaplar bolmaly taze turkmen elipbiyinde, turkmen medeniyetinden uzakda bolmajak hekayalar, romanlar, ylmy ishler ..........we dunya edebiyatyndaky hekyadyr romanlary halk kopculigine yetirilse, gazet shurnallar bir birine menzemese 🙂 gowy bolardy

wiyy yene bir zat cagalykdan bari  suratly hekayalary(chizgi roman) okamany arzuw edyadim.  yorite cagalar ucin kitaplar bolsa cagalaryn kitap okama howesi bolardymyka diyyan

    Ilki bilen bu işiň bir tarapyndan dälde eýsem birnäçe tarapyndan seretmelimikän diýýän. Sebäbi diňe kitaplary köpeldeniň bilen aňsat bolaýmaz. Ilki bilen Dilçilerden Sosoloklardan Pisiholoklardan we.ş.m ylymlaryň ylym adamlaryndan bir topar döredip işiň hemme tarapyny ele almaly.
     Bir gyz özüniň Aksona adyny halaman Aksana diýdirmesi elbetde adamlaryň kä birleriniň şahsyýet meselesiniň bardygyny aňladýar ýa-da Aköýli bolsaň näme utanyljak zat bar emma bu adyň tutulmasyndan utanýarlar. Öz arassa oba dilinde gürlemekden hem utanýarlar emma angelýanyň karalewasy özüniň oba lehçesi (aksent) bilen görleýär.
     Men bu ýerde kitaplary kitaphanalary köpeltsek hem adamlar özleriniň öýlerinde ulanýan käbir sözleri gürlemek islemeýändikleriniň kitap bilen çözüp bolmajagyny aýtmak isledim. 

Menem sony diýýände.öz dünýägaraýsymyzy täzemeli.

Sawyer agany türkmen dili guramasyny başlygy edip goymaly blum

siz tanamayan bolup bilersiniz Sawyeri. Ol türkmen dilini dury gürleyan. Yalnyş yazyan agzalara düzeltme girizyan, gowja bir agzamyz....Şu wagtlar nirede name işlayar bişlemok...


bah sawyer bn tanyşayyn onda menem 🙂
men erteki terjime edesim gelya yone kop turkmen sözlerni we duzgunlerni bilemok.. :(

Rei dogry aydýañ.Sawyer aga muña mynasyp(seretsene dogry ýazypdyrynmy)

saytlarda oz dilimizde yazmaly. geljekde dilimiz yitirmez yaly

Kitap adamyn in yakyn dosty. Shuny bilselerde bizin urkmenlerimiz kitap ellerine almayarlar. Bizin metbugat ishgarlerimiz hem oz gezeginde mushderileri ozune cheker yaly gazetdir jurnallara shoo bir zady chap etman okayjylaryn unsuni ozune cheker yaly gyzykly maglumatlary kopeltmeli. Zordan patdyk-putdyk ruscha geplap yorenlerem turkmenche koprak okap turkmen dilinde gurlar yaly.

Dünya ekonomisinde 1980’li
yıllardan bu yana belirgin olan
gelişme, uluslararası mal
ticaretinde ve sermaye
akımlarında giderek artan
serbestleşme, ekonomide piyasa
sistemini esas alan yeniden
yapılanmadır . Liberal
ekonomilerde var olduğu kabul
edilen “görünmez el” bu yeni
yapılanmada artık global olarak
kendini göstermekte ve çoğu
zaman hükümetler tarafından
uygulanacak ekonomik
politikaların sınırları çizilmektedir.
Dünya ticaretinde serbestleşme
ve sermayenin uluslararası
hareketliliğinin artması eğilimi ile
birlikte, özellikle bilgi işlem ve
iletişim teknolojilerinde sağlanan
gelişmelerin de sonucu olarak,
ulusal ekonomilerin üretim
yapıları , tüketim kalıpları ve diğer
ekonomilerle olan bağlantıları
önemli ölçüde etkilenmekte ve
dış koşullara duyarlılığı
artırmaktadır .
Bu yeni koşullarda, devletin
rolünün yeniden belirlenmesi ve
piyasa sisteminin yeniden
düzenlenmesi yönünde reform
uygulamaları gündemde ağırlıklı
olarak yer alırken, devletin ulusal
üretimi merkezden yönlendirme
işlevi ortadan kaldırılmakta, özel
girişimlerin etkinlik alanı
genişletilmeye ve rolü artırılmaya
çalışılmaktadır.
Dünya ekonomisiyle daha fazla
bütünleşme önem kazanmıştır.
Ekonomik anlamda küreselleşme,
ulusal ekonomilerin dünya
piyasalarına entegre olması ve
uluslararası rekabete açılması
olarak ifade edilmekte ve bütün
iktisadi göstergelerin ve karar
süreçlerinin giderek dünya
piyasalarının dinamikleriyle
belirlenmesi olarak
tanımlanmaktadır . Bu yeni
yapıda, devletin rolü yeniden
belirlenip sınırlandırılırken,
uluslararası kuruluşların etkinliği
giderek artmakta, uluslararası
ticaret, yatırım, finansman gibi
alanlarda oluşturulan ortak
kurallar ulusal hükümetlerin
politikalarını kısıtlayan çerçeveyi
genişletmektedir.
Günümüzde, ekonomi alanında
uluslararası ticaretin evrensel ve
bölgesel işleyişini düzenleyecek,
izleyecek ve denetleyecek
örgütlenmeler artmakta ve daha
fazla etkinlik kazanmaktadır.
Kalkınmakta olan ülkelerin
ekonomik ve sosyal gelişmelerini
sağlayabilmek için faaliyet
gösteren çokuluslu
organizasyonlardan birisi Dünya
Bankası (WB)’dır. Üye ülkelere
ekonomik ve teknik yardım
sağlanması ve üye ülkelerin diğer
finansman kuruluşlarından
kaynak sağlamalarına ortam
hazırlama görevi üstlenmektedir.
Dünya Bankası’na üye olmak için
öncelikle Uluslararası Para Fonu
(IMF)’na üye olmak
gerekmektedir. Dünya Bankası
son yıllarda üye ülkelere, IMF ile
işbirliği halinde yürütülen istikrar
programlarına paralel olarak
ekonominin yapısal uyum
çalışmalarını da
desteklemektedir.
Uluslararası Para Fonu (IMF),
uluslararası parasal işbirliğini
sağlamak, döviz kurlarına istikrar
kazandırmak ve uluslararası
likiditeyi artırmak amacıyla
kurulan bir örgüttür. IMF’e üye
olan ülkeler, ulusal paralarının
döviz kurlarını düzenli olarak
ayarlamak durumundadır. IMF
üyelerinin kota paylarına göre
(uluslararası ticaret hacmi, milli
gelir, uluslararası rezerv miktarı
dikkate alınarak belirleniyor)
hesaplanan bir oy payı
bulunmaktadır. Türkiye’nin oy
gücü yüzdesi 0,47’dir. IMF,
ödemeler dengesinde geçici
sorunları bulunan üye devletlere
gereksinim duydukları dövizi -
kendilerine tahsis edilen kota
çerçevesinde- kredi olarak
sağlamaktadır . Bunun için
“Stand-By Anlaşması” adı verilen
düzenlemeler temelinde bu
ülkelere kredi verme
uygulamasına gidilmektedir.
1980’e kadar daha çok ödemeler
dengesindeki bozuklukları
gidermeye yönelik politikalar
üreten IMF, 1980 sonrasında
daha çok yapısal uyum
programları adı altındaki
uygulama yolu ile etkinliğini
giderek artırmıştır. Yapısal uyum
programları Dünya Bankası
tarafından projelendirilmekte,
ancak denetimi IMF tarafından
sağlanmaktadır. Ülkelerin
ekonomik politikalarını doğrudan
belirlemek konusunda IMF
önemli etki ve işleve sahiptir.
Türkiye, 1961 yılından bu yana
IMF ile 17 kez stand-by
düzenlemesi yapmıştır.
Türkiye’de anti-enflasyonist
istikrar programının izlenmesine
yardımcı olacak bir stand-by
anlaşması son olarak 22 Aralık
1999 tarihinde onaylanmış olup
halen uygulanmaktadır. Anılan
programa göre, saptanan
ekonomik kriterler üçer aylık
dönemler itibariyle gözden
geçirilmekte ve üçer aylık
performans kriterlerinin yerine
getirilmesi sonucunda kredi
alınabilmektedir . Performans
kriterleri arasında sosyal güvenlik
reformu, vergi reformu,
özelleştirme gibi kriterler
programın devamı için gerekli
tutulabilmektedir.
IMF ile anlaşmaya varılmış olması
uluslararası mali piyasalara
verilecek imaj açısından etkili
olmaktadır. IMF politikalarının
belirlenmesinde G-8 ülkelerinin
(ABD, Japonya, Almanya, Fransa,
İngiltere , İtalya, Kanada ve
Rusya) etkisi büyüktür. G-8’i
oluşturan ülkeler zaman zaman
bir araya gelmekte ve dünya
ekonomisini etkileyecek kararlar
almaktadır . IMF de bu kararları
uygulamaktadır. IMF’e üye
ülkeler kendilerini de etkileyecek
kararların alınma sürecinin
dışında kalmaktadırlar.
Dünya Bankası, Uluslararası Para
Fonu gibi uluslararası ekonomik
örgütlerin bir benzeri de
uluslararası ticareti
serbestleştirmek amacıyla yapılan
çalışmalardır . Ticaretin
korumacılıktan uzaklaştırılması
amacıyla imzalanan Gümrük
Tarifeleri ve Ticaret Genel
Anlaşması (GATT), çeşitli
değişikliklere uğramış ve
müzakerelerin sonuncusu -
Uruguay Turu- daha kapsamlı ve
geniş katılımla kurumsal bir
yapıya kavuşturularak 1.1.1995
tarihi itibariyle Dünya Ticaret
Örgütü (WTO )’ne
dönüştürülmüştür.
Bütün bu yapılanmalarda amaç
pazar odaklı ekonomi politika
uygulamak ve ülke ekonomisini
uluslararası rekabete açmaktır.
Günümüzde, uluslararası kriter
ve kuralların artan yaptırım gücü
ile desteklenerek giderek ağırlık
kazandığı görülmektedir.
Küreselleşme sonucunda, ülkeler
arasında gelişen ekonomik
ilişkiler, ülkelerin birbirine
karşılıklı olarak bağımlı olmasını
gerektirmektedir. Bu bağlamda,
ülkelerin -ve bu arada
Türkiye ’nin- diğer ülkelerdeki ve
dünyadaki gelişmelerden
kendilerini soyutlayarak, etkin ve
sağlıklı politikalar geliştirmeleri ve
oluşturmaları giderek
güçleşmektedir.
Siyasi sınırlarla ekonomik
sınırların birbirinden ayrılması ve
ekonomik sınırların bir ölçüde
ortadan kalkması olgusunu da
beraberinde getiren
küreselleşme , artan ekonomik
bloklaşmalar, firmalar,
endüstriler ve ülkeler
bakımından rekabet gücünü
stratejik bir faktör olarak ön
plana çıkartmıştır.
Yeni yapısal dönüşümler,
beraberinde yeni imkanlar, yeni
fırsatlar getirirken, çok ciddi yeni
ekonomik, siyasal, toplumsal ve
kültürel sorunlara da kaynaklık
etmektedir. Ülkelerarasındaki
karşılıklı ekonomik bağımlılık tek
taraflı olduğunda çeşitli
problemler ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde dünya ekonomisi,
geçmişte hiçbir zaman olmadığı
kadar birçok açıdan bütünleşmiş
durumdadır. Ancak bu
bütünleşme, ulusal ekonomilerin
birbirine yakınlaşarak büyüme
yerine birçok açıdan
kutuplaşmaya doğru gittiğini
gösteren birçok eğilimi içinde
barındırmaktadır. Marjinal hale
gelme ve yoksulluk, belki de
bunun en göze çarpan bir
özelliğidir , ama kutuplaşma
eğilimi, sosyo-ekonomik dokuyu
daha derinden etkilemektedir.
Bir bütün olarak ele alındığında;
dünya ekonomisindeki büyüme,
yeterli ücretle istihdam
sağlayamayacak ya da yoksulluğu
azaltamayacak kadar yavaş
gerçekleşmektedir. Gelişmiş
ülkelerle gelişmekte olan ülkeler
arasındaki farklılaşmaya yönelik
kalıcı eğilimler öne çıkmıştır.
Finans sektörü sanayi sektörüne
ve rantiye sınıfı da yatırımcı
sınıfına üstün gelmeye
başlamıştır. Mevcut varlıklar ile
ticaret yapma, yeni yatırımlar
yoluyla servet üretmeden daha
karlı bir iş alanı haline
dönüşmüştür. Bu yeni
yapılanmada sermaye kesimi
işgücüyle karşılaştırıldığında daha
kazançlı çıkmış ve kar payları -
gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerde- yükselmiştir. Orta
sınıfın giderek çökmesi, birçok
ülkede gelir dağılımının önde
gelen bir özelliği haline gelmiş,
dünyanın hemen her yerinde iş
ve gelir güvensizliği artış
göstermiştir. Yoksul ülkelerle
zengin ülkeler ve ülkelerin içinde
yoksullarla zenginler arasındaki
uçurumların artması yönünde bir
eğilim yaratacağı olumsuzluk,
“Tarih, ekonomik durgunluk
koşulları altında eşitsizliğin
artmasının , sosyo-politik
istikrarsızlığa yol açtığını
göstermiştir” sözleriyle ortaya
konulmaktadır.
Küreselleşme olgusunun
gerisinde yatan temel anlayış,
sermayenin karlılığının etkin
kaynak dağılımı sağlanmasında,
dolayısıyla da ekonomik refahın
arttırılmasında başlıca koşul
olarak görülmesidir. Bunun
sağlanmasının ön ve vazgeçilmez
unsuru ise tümüyle
kuralsızlaştırılan “ serbest” pazar
ekonomisi olmaktadır. Ekonomik
ilişkiler açısından küreselleşme
sürecinde iki temel unsurun ön
plana çıktığı görülmektedir:
Bunlardan birincisi, ulusal mal,
hizmet ve finans piyasalarının
giderek serbestleştirilmesi ve
ikincisi, uluslararası sermaye
akımlarının önündeki tüm idari
ve yasal düzenlemelerin
kaldırılmasıdır . Bu bağlamda,
ulusal devletin denetim gücünün
sınırlandırılması ve çalışanların,
emek örgütlerinin kazanımlarının
geriletilmesi dünya ekonomilerini
tek bir pazara dönüştürerek
karlılığını yükseltmeyi arzulayan
sermaye açısından öncelikli bir
hedef olmaktadır.
Bu anlamda Türkiye’de 1980’de
yaşanan ve aynı doğrultuda
sürdürülen dönüşümü, sadece
ticaretin serbestleştirilmesi, döviz
kuru ve faiz oranlarının
belirlenmesinin piyasa güçlerine
bırakılması ve mali piyasaların
serbestleştirilmesi olgularından
ibaret saymak basit ve yanlış bir
yaklaşımdır. Bu dönüşüm aynı
zamanda ulusal ekonominin
birikim ve bölüşüm ilişkilerini de
derinden etkilemiş ve iktisadi
artığın (ve sermaye kesimi
gelirlerinin) yaratılması ve
yeniden dağıtılmasına yönelik
bölüşüm ilişkilerinin yeniden
yapılanmasına yol açmıştır. Bu
süreçte, 1960’lar ve 70’ler
boyunca yurt-içi talebe dönük ve
dış ticarette koruma rantları ile
beslenen ulusal sanayiinin
öngördüğü iktisadi artık biçimleri
nitelik değiştirmiş ve giderek,
devletin daha aktif bir biçimde
düzenleyici olarak rol aldığı,
daha dolaylı transfer ve kaynak
aktarımı ilişkilerinin devreye
sokulduğu bir bölüşüm ve birikim
modelini gerçekleştirmiştir. Bu
arada devlet aygıtı da gerek
iktisadi işlevleri, gerekse idari
etkinliği açısından yeniden
biçimlendirilmiştir. Özetleyerek
vurgulamak gerekirse, Türkiye’de
1980’li yıllardan bu yana egemen
olan yaklaşım, devletin iktisadi
yaşamdaki konumunu artık
üretici veya yatırımcı değil,
düzenleyici olarak görmektedir.
Dünyada gözlenen gelişme ve
temel eğilimler yukarıda
değinilen doğrultuda olurken,
Türkiye, her alandaki gelişmesini
ulusal ihtiyaçlara cevap verecek
şekilde ve aynı zamanda
dünyadaki gelişmeleri de dikkate
alarak gerçekleştirmek
durumundadır.
Bir ülkede uygulanmakta olan
ekonomik ve sosyal politikaların,
toplumun geleceğini kurma ve
refahını arttırma, refahı geniş
halk kesimlerine yaygınlaştırma
gibi işlevleri yerine getirmesi
gerekmektedir. Uygulanan
politikaların başarı ya da
başarısızlığı;
Makroekonomik istikrarın
sağlanmasına,
Ekonomik büyümenin
sürdürülebilir olarak
gerçekleştirilmesine ,
Sağlanan gelir artışının, üretim
sürecine katılanlar arasında
adaletli olarak dağıtılmasına,
göre değerlendirilmek
durumundadır. Kuşkusuz bu üç
temel sorunun çözüme
kavuşturulmasının , temel insan
hak ve özgürlüklerinin
kısıtlanmadığı demokratik bir
ortamda olması gerekmektedir.
Türkiye ekonomisinde varolan
sorunların çözüme
kavuşturulması amacıyla
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile
stand-by anlaşması yapılmış ve
bu doğrultuda 2000 yılının
başında uygulanmaya
başlanmıştır. “Enflasyonla
Mücadele ve Yapısal Reform
Programı” olarak adlandırılan
uygulamalarla enflasyonu ve reel
faizleri hızla aşağı çekmek, kamu
dengesini sağlıklı bir yapıya
kavuşturmak ve ekonomide
sürdürülebilir bir büyüme
ortamını sağlamak amaçlanmıştır.
Ancak, ülkede yaşanan
ekonomik bunalımdan çıkış için
getirilen düzenlemeler, başta
çalışanlar olmak üzere dar ve
sabit gelirli kesimlerin yaşama ve
çalışma koşullarını daha da
ağırlaştırmıştır. Çalışmaları
karşılığı elde ettikleri gelirle
geçinen toplumun düşük gelirli
kesimleri sosyal içerikten yoksun
yaklaşımlar sonucu yine mağdur
edilmiş, anılan istikrar politikası
sonuç itibariyle yine çalışanların
fedakârlığına dayandırılmak
istenmiştir .
Türkiye ekonomisinde 1999 yılı
itibariyle gelinen nokta birçok
yönden tıkanmanın varlığını
ortaya koymuştur. Ülkenin
durumu özetlenecek olursa; iç ve
dış borç sarmalına girilmiş, 104
milyar dolar dış borç ve 43 milyar
dolar iç borç ile karşı karşıya
kalınmıştır. İç ve dış borç
miktarının milli gelire oranı
yaklaşık yüzde 75’e ulaşırken, her
geçen yıl ödenen dış borç
anapara ve faiz toplamı giderek
yükselmiş ve yeni dış borç
sağlamanın maliyeti artmıştır.
Kamu bütçesindeki açık vergi
yerine borçlanmayla kapatılmaya
çalışılmış, yükselen faizler
bütçedeki faiz ödemelerine
ayrılan payı genişletirken kamu
hizmetleri gerilemiştir. Yaşanan
enflasyon ise yüzde 70’ler
düzeyinde sürgit özelliği
kazanmıştır. Ekonomi yatırım
yapamaz duruma gelmiş, sağlıksız
finansman sektörü ve devletin
borçlanma sisteminde yarattığı
ranttan yaralanmak için çok
sayıda bankanın kurulduğuve
birçok işadamının kendi bankasını
kurma hevesine kapıldığı bir yapı
oluşmuştur. Bu ortamda ahlak
sistemi erozyona uğramış,
yolsuzluk ve usulsüzlük artmıştır.
Bu yapı içerisinde gelir dağılımı
iyice bozulmuş ve toplum
yoksullaşmıştır.
Türkiye 2000’li yıllara ağır
sorunlarla girmiş ve IMF
öncülüğünde hazırlanan
programla ekonomik krizi
çözmeye çalışmıştır. Kuşkusuz
IMF politikaları mutlak olarak
doğru çözümleri ortaya
koyamaz. Her ülkenin koşulları,
birikimi ve deneyimi farklıdır. Bir
ülkede yaşanılmadan bazı
ekonomik gerçeklerin
öğrenilmesi imkansızdır. Bu
yönüyle uygulanmakta olan IMF
politikalarına alternatif bir
ekonomik ve sosyal politika
arayışları -özellikle çalışanlar
bakımından- gündemin ağırlıklı
bölümünü oluşturmuştur. Bu
çerçevede, Emek Platformu “IMF
ve Dünya Bankası
politikalarından vazgeçilmedikçe
sorunlarımıza çözüm
bulunamayacağı” ortak
görüşünden hareketle alternatif
bir program hazırlanması
sonucuna varmıştır. Alınan karar
doğrultusunda “Emek Politikaları
Sempozyumu” düzenlenmiş ve
buradan yola çıkarak “Emek
Platformu Programı”
oluşturulmuştur. Ancak bu
programın uygulanabilmesini
sağlayacak siyasal/toplumsal
koşullar sağlanamamıştır.
Uygulanmakta olan istikrar
programı ile makroekonomik
birtakım göstergelerde olumlu
gelişmeler sağlanmış olması
programın gerçek yüzünü
gizlememektedir. Türkiye, ileriye
dönük hiçbir plan ve program
yapmadan IMF ’ten gelecek kısıtlı
ve denetimli yardımlarla günlük
yaşamını sürdürmeye
çalışmaktadır. IMF’in, Türkiye’nin
ödemeler dengesi ihtiyaçları için
sağlayacağı krediler karşılığında
yapılmasını talep ettiği
düzenlemeler, ülkemiz ve
halkımız açısından büyük
sıkıntılar doğuracak unsurları
içermektedir. Ülkenin
potansiyeline uymayan,
dinamiklerini harekete
geçirmekten uzak yaklaşımlar
uzun vadede büyük sıkıntılar
doğurması kaçınılmazdır.
Türkiye ekonomisinin yakın
geçmişi, bugünkü koşulları ve
sorunları dikkate alındığında bazı
amaçlar etrafında birleşmenin
mümkün olabileceği ve bunların
büyüme, bölüşüm ve ekonomik
bağımsızlık olacağı
söylenebilmektedir.

oops, bagyslan yalnysh bir zat yelmapdirin...