phenomen· 17 мая 2012, 16:33ertir.com
siydik yaryshdyrmanow

4 ответа

Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 1 __________________________________ LÜZUMSUZ BİLGİLER ANSİKLOPEDİSİ 2 Tamer Korugan Aykırı Yayıncılık _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 2 __________________________________ MaximumBilgi.com Notu: Bu kitabın tamamı sitemizde bulunan "Genel Kültür", "Bilim" ve "Sağlık" bölümlerine de dağıtılmıştır. İÇİNDEKİLER 1. Adetler 1.01. Niçin tespih çekiyoruz ? 1.02. l Nisan şakasının kökeni nedir? 1.03. Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? 1.04. Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? 1.05. İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? 1.06. Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? 1.07. Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? 1.08. Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? 1.09. Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? 1.10. Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? 1.11. Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? 1.12. Mezara niçin çiçek konulur? 1.13. İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar? 1.14. Aşçıbaşılar niçin o acayip şapkaları giyerler? 2. Günlük yaşam 2.01. Aynı tarih niçin her yıl farklı güne geliyor? 2.02. İnsanlar ne zamandan beri ayakkabı giyiyor? 2.03. Filmlerde tekerlekler niçin ters döner? 2.04. Arabaların arka camları niçin tam açılamıyor? 2.05. Satrançta şah niçin o kadar pasiftir? 2.06. Bir hafta niçin 7 gündür? 2.07. Gün ve ay isimleri nereden geliyor? 2.08. Müzik notaları nasıl bulunmuştur? 2.09. İnsanlar niçin değişik dillerde konuşuyorlar? 2.10. Lodos insanı niçin hasta eder? 2.11. Niçin otellerin kapıları döner kapıdır? 2.12. Saatin saniye göstergesi ne işe yarıyor? 2.13. Elmas gibi değerli bir taş, cam kesmede nasıl kullanılıyor? 2.14. Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar? 2.15. Nöbetçi kulübelerinde niçin kum torbaları var? 2.16. Cam neden saydamdır? 2.17. Banyodaki havlular niçin çabucak kokuyor? 2.18. Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 3 __________________________________ 3. İnsan 3.01. İnsanın niçin kuyruğu yok?. 3.02. Süt vermedikleri halde niçin erkeklerin memeleri var? 3.03. Çinlilerin gözleri niçin çekiktir? 3.04. İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? 3.05. Akıl ile zeka arasındaki fark nedir? 3.06. Zeka testi nedir, ne işe yarar? 3.07. İnsanlar kızgın kömür ateşi üzerinde nasıl yürüyebiliyorlar? 3.08. Niçin kadınlardan meşhur ressam veya besteci yok? 3.09. Beyin kapasitemizin yüzde onunu kullandığımız doğru mudur?. 3.10. Erkeklerin beyni kadınınkinden büyük müdür? 3.11. Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? 3.12. Sıkıldığımız zaman avuçiçlerimiz niçin terler? 3.13. Niçin kadınlar erkeklerden daha çok yaşıyor? 3.14. Tüm canlılar baktıklarında aynı şeyi mi görüyorlar? 3.15. Niçin gözyaşı dökeriz? 3.16. Biyolojik beden saati nedir? 3.17. Üç yaşından daha önce olanları niçin hatırlayamıyoruz? 3.18. İnsanların yüzlerini nasıl birbirinden ayırt edebiliyoruz? 3.19. Parmaklarımızın uzunlukları niçin birbirlerinden farklı? 3.20. İnsan ile hayvanın birleşmesinden canlı doğabilir mi? 3.21. Beyin hücrelerimiz sürekli ölüyorlar mı? 3.22. Derimiz olmasaydı ne olurdu? 3.23. Yemekten sonra denizde yüzmek tehlikeli midir? 3.24. Ateş ölçmek için termometre niçin dilin altına konuluyor? 3.25. Sinirlenmek bir hastalık mıdır? 3.26. İnsanlar niçin çiklet çiğner? 3.27. Nasıl koku alırız? 4. Hayvanlar dünyası 4.01. Deve kuşları niçin başlarını kuma gömerler? 4.02. Hint fakiri kobra yılanını nasıl oynatıyor? 4.03. Develerin hörgüçlerinde ne var? 4.04. Arılar niçin bal yaparlar? 4.05. Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak diğer tarafı sivridir? 4.06. Kuşlar nasıl konuşabiliyorlar? 4.07. Fillerin kulakları niçin büyüktür? 4.08. Atlara niçin gözlük takıyorlar? 4.09. Ateş böceği nasıl ışık saçıyor? 4.10. Böcekler mi üstündür, insanlar mı? 4.11. Kuşlar dünyasında niçin erkekler daha süslü? 4.12. Kediler balık ve sütü niçin severler? 4.13. Kuşlar göç ettikten sonra niçin geri dönerler? 4.14. Arıların bal petekleri niçin altıgendir? 4.15 Horozlar niçin sabah erkenden öterler? 4.16. Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyorlar? 4.17. Kuşlar nasıl tek ayakları üzerinde uyuyabiliyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 4 __________________________________ 4.18. Ortalıkta niçin ölü güvercin görmüyoruz? 5. Teknoloji 5.01. Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? 5.02. Güneş ışığında kararan gözlük camları nasıl yapılıyor? 5.03. Uçakları niçin karakutunun malzemesinden yapmıyorlar? 5.04. Doktorlar niçin dizimize çekiçle vuruyorlar? 5.05. Uçan balonlar ne kadar yükseğe çıkabilir? 5.06. Kaç tane uçan balon bir insanı uçurabilir? 5.07. Hızlı okuma tekniği nedir? 5.08. Radyasyon nedir? 5.09. Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? 5.10. Satranç ustası bilgisayar niçin iyi tavla oynayamıyor? 5.11. Telefonda ses ne kadar hızlı gidiyor? 5.12. Matematikte niçin (-2) ile (-2)'nin çarpımı (+4)'dür? 5.13. Vakum nedir? 5.14. Radyonun sesi açılınca pili daha çabuk mu biter? 5.15. Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutabiliyor? 5.16. İmdat çağrısı 'S.O.S.'in anlamı nedir? 5.17. Romen rakamlarını hesaplamada niçin kullanmıyoruz? 5.18. Pusulalar gerçekten kuzeyi mi gösteriyor? 5.19. Antifiriz, suyun donmasını nasıl önlüyor? 5.20. Ne zamandan beri insanlar gözlük kullanıyorlar? 6. Yiyecek ve İçecekler 6.01. Beyaz ve kahverengi yumurtalar arasındaki fark nedir? 6.02. Düdüklü tencere yiyeceği nasıl çabuk pişiriyor? 6.03. Ispanaktaki demir insanı gerçekten güçlü kılar mı? 6.04. Bal, bebekler için zararlı olabilir mi? 6.05. Gıdaları muhafaza etmek için niçin donduruyoruz? 6.06. Şarap niçin yıllandıkça güzelleşir? 6.07. Arı sütü nedir? 6.08. İnsan sadece havuç yerse teni turuncu olur mu? 6.09. Balık yemek zekayı arttırır mı? 6.10. Çayı kim keşfetti? 6.11. Bira niçin köpürür? 6.12. Kafeinin ne kadarı zararlıdır? 6.13. Soğuk bir şey yediğimizde niçin başımız ağrıyor? 7. Dünyamız ve Gökyüzü 7.01. Çin Şeddi uzaydan bakıldığında görülebilir mi? 7.02. Evrende yolculuk nasıl olurdu? 7.03. Dünya tarihinde bu güne kadar kaç insan yaşadı? 7.04. Uzay aracının içinde yerçekimi niçin sıfırdır? 7.05. Ay'sız Dünya nasıl olurdu? 7.06. Kuyruklu yıldızların niçin kuyrukları var? 7.07. Ay'ın nasıl oluştuğu niçin hala bilinemiyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 5 __________________________________ 7.08. Ay'ın sahibi kimdir? 7.09. Yıldız kayması nasıl oluyor? 7.10. Gökkuşağı niçin yuvarlaktır? 7.11. Barometre ne işe yarar? 7.12. Güneş daha ne kadar süre ısı ve ışık verebilir? TAMER KORUGAN 1948 yılında Ankara'da doğan Tamer Korugan, ilk ve ortaöğrenimin ardından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi'ne girerek lisans ve master eğitimini burada tamamladı. Evli ve iki çocuk sahibi olan Korugan'ın ilk kitabı Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi Temmuz 2001'de yine Aykırı Yayıncılık'tan çıktı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 6 1 ADETLER 1.01 Niçin Tespih Çekiyoruz? Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır. Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan'dan doğuya, sonra Ortadoğu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır. Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed'in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam'da Peygamber'in namaz kılarken sünneti olan 'Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor. Yüce Yaratıcı'ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de 'tespih' adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir. 500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi. Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır. Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 7 sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor. Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar. 1.02 l Nisan şakasının kökeni nedir? Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa'da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25'inde başlardı. 1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan'da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler. Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne 'Bütün Aptalların Günü' adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere'ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika'ya ve bütün dünyaya yayıldı. l Nisan şakalarının sembolünün 'Nisan Balığı' olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş'in Balık Burcu'nu terk ediyor olmasıdır. 1.03 Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar. Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 8 Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler. Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar. Adet hızla Avrupa'nın batısına, oradan da İngiltere'ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere'de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu. İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi. 1.04 Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır. Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde 'kek' demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya'da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya'da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu. Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu. Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 9 hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti. Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır. 1.05 İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır. Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır. Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen 'mükemmel' diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, 'çınnn' sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz. Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi. Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan 'çın' sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi. 1.06 Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 10 Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış. Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış. Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş. Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin'i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar. 1.07 Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların 'cennet ağacı' adını verdikleri ve Adem ile Havva'nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı. 15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa'ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika'ya da taşınmıştır. Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler. Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa'da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık'tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 11 Bu adet Avrupa'da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı. Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin 'karanlığın bitişi' ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa'nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü. Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur. Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor. 1.08 Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. 'İyi ki doğdun -isim-' veya 'mutlu yıllar sana' şeklinde söylenen doğum günü şarkısı. Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893'de ABD'de, Kentucky'de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da 'Good Morning to All' yani 'Herkese Günaydın' idi. Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred'in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916'da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı 'Happy Birthday' (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı. Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini 'Happy birthday to you' olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu. Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway'de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 12 vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler. Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü. Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi'ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur. 1.09 Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? Avrupa'da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı. Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye'de Çatal Höyük'de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır. Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana'da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar "Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir" diye şiddetle karşı çıktılar. İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı. Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa'da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı. Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır. En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 13 1.10 Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz. Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler. Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır. Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700'lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti. Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti. Avrupa'da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar. Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor. 1.11 Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı. Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 14 beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis'in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton'daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908'de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika'da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi. Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile. Sonunda 8 Mayıs 1914'de Senato'nun onayı, Başkan Wilson'ın da imzası ile Mayıs'ın ikinci pazarı 'Anneler Günü' olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu. Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu. Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti. Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re'da 1944'de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948'de 84 yaşında öldü. Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği'nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü 'Anneler Günü' olarak kutlanmaktadır. 1.12 Mezara niçin çiçek konulur? Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 15 bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır. Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler. İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'un milattan önce 1346'da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa'da ise milattan önce 2000'li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı. O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu. Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir. Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir. Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek. Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi. 1.13 İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar? Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir. Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar? Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda '3' rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 16 gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine '3' rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı. Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar. 1.14 Aşçıbaşılar niçin o acayip şapkaları giyerler? Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır. Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır. Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 17 2 GÜNLÜK YAŞAM 2.01 Aynı tarih niçin her yıl farklı güne geliyor? Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli 'şu tarih hangi güne geliyor' sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder. Bunun sorumlusu Dünya'nın Güneş'in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş'in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi'ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır. Güneş Takvimi'ni ilk kullananlardan Mısırlılar'da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu. Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay'ın evrelerine dayanan 29 ve 30'ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi'ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi'ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi'nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez. Günümüzde Ay Takvimi'ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır. Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi'ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır. Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 18 1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim'den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk 'on günümüzü geri isteriz' diye gösteriler yaptı. Papa'nın asıl önemli reformu 400'e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat'ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir. Bu takvimi İngiltere 1752'de, Rusya 1918'de, Türkiye ise l Ocak 1926'da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi. Dünya Takvim Reformu Birliği'nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir. 2.02 İnsanlar ne zamandan beri ayakkabı giyiyor? Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar. Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir. Çoğu ayakkabı 'taban' adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile 'saya' adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur. Gerçi İspanya'daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya'da rastlanmıştır. Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 19 Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu'da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi. Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır. Avrupa'da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa'da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu. Avrupa'da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa'da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu. 19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD'de, Philadelphia'da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916'da yine ABD'de yapıldı ve bunlara 'ket' (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı. Osmanlı Türkleri'nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı'nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir. Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay'a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong'un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba? 2.03 Filmlerde tekerlekler niçin ters döner? Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 20 Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler. Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir. Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır. Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor. 2.04 Arabaların arka camları niçin tam açılamıyor? Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür. Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar. Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 21 ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur. Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu. Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu. Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. 'Yeni araba kokusu' denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz. Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar. 2.05 Satrançta Şah niçin o kadar pasiftir? Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada 'hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın' diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir. Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında 'queen' adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz. Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların 'chaturunga' (şaturanga) isimli _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 22 oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. 'Chaturunga' sözcüğü Sanskritce'de 'dört kol', 'dört kollu ordu' veya 'dört silah' anlamına gelmektedir. O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa'da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır. Şaturanga Hindistan'dan önce İran'a geçti ve geçerken ismi 'şatrang' oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa'ya getirdiler. Araplar oyuna 'şatranj' veya 'al-şah-mat' (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir. İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu. Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa'ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa'da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir. Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı. Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa'da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu. Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki! 2.06 Bir hafta niçin 7 gündür? Bir gün Güneş'in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay'ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 23 Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar. Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay'ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay'ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir. Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay'ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur. Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus'un çıkardığı bir emirle olmuştur. Tevrat'ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat'taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa'nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı 'Tanrı Günü' olarak kabul ettiler. İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed'in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti'nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı. 1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929'da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı
Разные ■□▢▣▤▥▦▧▨▩▪▫▬▭▮▯▰▱◆◇◈◊◘◧◨◩◪◫▀▁▂▃▄▅▆▇█▉▊▋▌▍▎▏▐░▒▓▔▕◙◚◛◜◝◞◟◠◡◉◊○◌◍◎●◐◑◒◓◔◕◖◗§ ◢◣◤◥ ◦─━│┃┄┅┆┇┈┉┊┋⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡☈☉☊☋☌☍〇〈〉《》「」『』【】〒〓〔〕〖〗〘〙〚〛〜〝〞〟〡〢〣〤〥〦〧〨〩〪〭〫〬〰〱〲〳〴 Символы валюты: $₠ ₡ ₢ ₣ ₤ ₥ ₦ ₧ ₨ ₩ ₪ ₫ € Обычные .,'?!-()@/:_;+&%*=£€$¥¤[]{}\~^№§#|¿ ə ˆ ˇ ˉ ˘ ˙ ˚ ˛ ˜ ; ΄ ΅ ° ± ´( ) § ¶ …‘ ’ ” “ ^ _ { | } ~ ¡ ¢ £ ¤ ¥ ¦ Цифры₀₁₂₃₄₅₆₇₈₉⁰¹²³⁴⁵⁶⁷⁸⁹ⁿ½⅓¼⅔¾⅕⅖⅗⅘⅙⅚⅛⅜⅝⅞⅟ⅱⅲⅳⅴⅵⅶⅷⅸⅹⅺⅻⅡⅢⅣⅤⅥⅦⅧⅨⅩⅪⅫ❶❷❸❹❺❻❼❽❾❿➀➁➂➃➄➅➆➇➈⒈⒉⒊⒋⒌⒍⒎⒏⒐⒑⒒⒓⒔⒕⒖⒗⒘⒙⒚⒛①②③④⑤⑥⑦⑧⑨⑩⑪⑫⑬⑭⑮⑯⑰⑱⑲⑳⑴⑵⑶⑷⑸⑺⑻⑼⑽⑾⑿⒀⒂⒃⒄⒅⒆⒇Китайские цифры㈠㈡㈢㈣㈤㈥㈦㈧㈨Сокращения␤␡␠␟␞␝␜␛␚␙␘␗␖␕␔␓␒␑␐␏␎␊␌␋␊␉␈␇␆␅␄␃␂␁␀㍱ ㍲ ㍳ ㍴ ㍵ ㍶  ㎀ ㎁ ㎂ ㎃ ㎄ ㎅ ㎆ ㎇ ㎈ ㎉ ㎊ ㎋ ㎌ ㎍ ㎎ ㎏ ㎐ ㎑ ㎒ ㎓ ㎔ ㎕ ㎖ ㎗ ㎘ ㎙ ㎚ ㎛ ㎜ ㎝ ㎞ ㎟ ㎠ ㎡ ㎢ ㎣ ㎤ ㎥ ㎦ ㎧ ㎨ ㎩ ㎪ ㎫ ㎬ ㎭ ㎮ ㎯ ㎰ ㎱ ㎲ ㎳ ㎴ ㎵ ㎶ ㎷ ㎸ ㎹ ㎺ ㎻ ㎼ ㎽ ㎾ ㎿ ㏀ ㏁ ㏂ ㏃ ㏄ ㏅ ㏆ ㏇ ㏈ ㏉ ㏊ ㏋ ㏌ ㏍ ㏎ ㏏ ㏐ ㏑ ㏒ ㏓ ㏔ ㏕ ㏖ ㏗ ㏘ ㏙ ㏚ ㏛ ㏜ ㏝ ㏒ ㏑ ㎎ ㎏ ㎜ ㎝ ㎞ ㎡ ㏄ ㏎ ㏕ ℡ ™ ℠ ℗ © ®Математические символы<=>℅ℓ№Ω℮⅓⅔⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑−∕∙√∛∜∝∞&ang90;∠∡∢∣∤∥∦∧∨∩∪∫∬∭∮∯∰∱∲∳∴∵∶∷∸∹∺∻∼∽∾∿≀≁≂≃≄≅≆≇≈≉≊≋≌≈≎≏≐≑≒≓≔≕≖≗≘≙≚≛≜≝≞≟≠≡≢≣≤≥≦≧≨≩≪≫≬≭≮≯⩽̸⩾̸≲≳≴≵≶≷≸≹≺≻&cupre;&sscue;≾≿⊀⊁⊂⊃⊄⊅⊆⊇⊈⊉⊊⊋⊌⊍⊎⊏⊐⊑⊒⊓⊔⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡⊢⊣⊤⊥⊦⊧⊨⊩⊪⊫⊬⊭⊮⊯⊰⊱⊲⊳⊴⊵⊶⊷⊸⊹⊺⊻⊼⊽⊾⊿⋀⋁⋂⋃⋄⋅⋆⋇⋈⋉⋊⋋⋌⋍⋎⋏⋐⋑⋒⋓⋔⋕⋖⋗⋘⋙⋚⋛⋜⋝⋞⋟⋠⋡⋢⋣⋤⋥⋦⋧⋨⋩⋪⋫⋬⋭⋮⋯⋰⋱∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡⌀⌂⌃⌄⌅⌆⌇⌈⌉⌊⌋⌌⌍⌎⌏⌐⌑⌒⌓⌔⌕⌖⌗⌘⌙⌚⌛⌜⌝⌞⌟⌠⌡⌢⌣⌤⌥⌦⌧⌨⟨⟩⌫⌬⌭⌮⌯⌰⌱⌲⌳⌴⌵⌶⌷⌸⌹⌺⌻⌼⌽⌾⌿⍀⍁⍂⍃⍄⍅⍆⍇⍈⍉⍊⍋⍌⍍⍎⍏⍐⍑⍒⍓⍔⍕⍖⍗⍘⍙⍚⍛⍜⍝⍞⍟⍠⍡⍢⍣⍤⍥⍦⍧⍨⍩⍪⍫⍬⍭⍮⍯⍰⍱⍲⍳⍴⍵⍶⍷⍸⍹⍺Линии┌┊┎┏┐┑┒┓└┕┖┗┘┙┚┛├┝┞┟┠┡┢┣┤┥┦┧┨┩┪┫┬┭┮┯┰┱┲┳┴┵┶┷┸┹┺┻┼┽┾┿╀╁╂╃╄╅╆╇╈╉╊╋╌╍╎╏⑊═║╒╓╔╕╖╗╘╙╚╛╜╝╞╟╠╡╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬╭╮╯╰╱╲╳╴╵╶╷╸╹╺╻╼╽╾╿╢{ }  ( ) 【 】〖 〗 ︻ ︼   ┠ ┨ ┏ ┓ ┗ ┛ ﹃ ﹄ ┌ ┐ └ ┘ &ang90; 「 」 { } ( ) 『』[ ]  〈 〉 《 》 «» ‹› 〔 〕 〘 〙 〚 〛 ︴ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︻ ︼ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂⊥﹃﹄﹃ ﹄⑉⑈⑇⑆⑅⑄⑃⑂⑁⑀  Кресты✕✖✗✘✙✚✛✜✝✞✟✠❖✢✣✤✥☥☦☧☨☩Шахматы и карты♙♖♘♗♕♔♚♛♜♝♞♜♟♡♤♢♧♥♠♦♣Текст⒜⒝⒞⒟⒠⒡⒢⒣⒤⒥⒦⒧⒨⒩⒪⒫⒬⒭⒮⒯⒰⒱⒲⒳⒴⒵ⒶⒷⒸⒹⒺⒻⒼⒽⒾⒿⓀⓁⓂⓃⓄ⓪ⓅⓆⓇⓈⓉⓊⓋⓌⓍⓎⓏⓐⓑⓒⓓⓔⓕⓖⓗⓘⓙⓚⓛⓜⓝⓞⓟⓠⓡⓢⓣⓤⓥⓦⓧⓨⓩ℀℁ℂ℃℄℅℆ℇ℈℉ℊℋℌℍℎℐℑℒℓ℔ℕ№℘ℙℚℛℜ℞℟℣ℤ℥Ω℧ℨ℩KÅℬℭ℮ℯℰℱℲℳℴℵℶℷℸξฟαδηχκνδψτСтрелки➔➘➙➚➛➜➝➞➟➠➡➢➣➤➥➦➧➨➩➪➫➬➭➮➯➱➲⇧⇨⇦➳➴➵➶➷➸➹➺➻➼➽➾✒✑▲△▼▽►◄▶▷◀◁⊳⊲▴▵▾▿▸▹◂◃◅⍋⇋⇌⇐⇑⇒⇓⇔⇕⇖⇗⇘⇙⇚⇛←↑→↓↔↕↖↗↘↙↸↹↚↛↜↝↞↟↠↡↢↣↤↥↦↧↨↩↪↫↬↭↮↯↰↱↲↳↴↵↶↷↺↻↼↽⇀⇁⇂⇃⇄⇅⇆⇇⇈⇉⇊⇜↝⇞⇟⇠⇡⇢Знаки зодиака♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓Снежинки и звездочки ✱✲❊❋✻✼✽✳✴✵✺❃❄❅❆✾❀❁✿★☆✡✩❂✪✫✬✭✮✯✰✶✷✸✹⍣≛⁂∗⋆Фигурки и рисунки☀☎☏☠☢☤☪✎✏✐✑✒✉✆✌✊☁♨☃☄☂⍭☣☫☬☭☮✇☯☸☹☺☻☚☛☜☝☞☟✁✂✃✄✈❖☽☾☿♀♁♂♃♄♅♆♇♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓☰☱☲☳☴☵☶☷❜❝❞❡❢❣❤❥❦❧☼✓✔☐☑☒☓〷〿❍❏❐❑❒☡♩♪♫♬♭ ♮ ♯〶〄々〆〠〥♨ↀↁↂ�'็ึฐÞ:รฉ฿ี » ~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M<>☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○<>ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åïðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ '็ึฐÞ:รฉ฿ี?<> »~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åï`ðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´
rom: Subject: How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox - SitePoint Date: Sun, 13 May 2012 17:23:35 +0500 MIME-Version: 1.0 Content-Type: multipart/related; type="text/html"; boundary="----=_NextPart_000_0000_98104AA9.56E4C13E" X-MAF-Information: Produced By MAF V2.0.6 This is a multi-part message in MIME format. ------=_NextPart_000_0000_98104AA9.56E4C13E Content-Type: text/html; charset="UTF-8" Content-Transfer-Encoding: quoted-printable Content-Location: http://www.sitepoint.com/how-to-safeguard-your-site-with-html5-sandbox/ How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox - SitePoint = text/javascript= = SitePoint =C2=BB Learn CSS | HTML5 | JavaScr= ipt | Wordpress | Tutorials-Web Development | Reference | Books and More HomeForum= s =C2=BBWeb ContentDesign Your SiteProgram Your SiteHost Your SiteManage Your SiteCommu= nity CenterResources =C2=BBNew= slettersPodcastCSS Ref= erenceHTML Ref= erenceJa= vascript Reference= ToolsHTML5 Dev CenterDealsBookstore =C2=BBTop SellersDevelopmentDesignASP.net BooksCSS= BooksHTML BooksJavascript BooksPHP BooksMarketCoursesHosting ReviewsJobsSitepoint Network =C2= =BBB= uildMobileDesignFestivalRubySourceCloudSpringPHPMasterSite= Point Market Hot TopicsLearn PHPHTML5CSS3Web DesignWordPressRuby on RailsMobileCloud HTML5 Development Center Developed for you in part by =C2=A0 = How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox By Dari= usz Parys | May 7, 2012 | = HTML5 8= 0diggsdigg = EmailPrint 0diggsdiggEmailPrintToday=E2=80=99s web applications are mash ups of new= experiences into one experience. Think Twitter widgets showing the latest= tweets about a product. Or Facebook comments discussing an article. Or eve= n just integrated web pages through an iframe element. These= experiences can increase security breaches to your site.Don= =E2=80=99t stress =E2=80=A6 there=E2=80=99s a new kid on the block to help= you out: the HTML5 sandbox. But before I get to that, let=E2=80= =99s quickly review iframe element issues.A Black BoxEmbedding content with an iframe is like announcing a= party publicly on Facebook. You think you know who you invited, but really= you have no idea who passed it on and who=E2=80=99ll show up.The sa= me is true for framing content. You know what you are referencing, but you= have no clue how the site will evolve in the future. Content or functional= ity (or both) can change any time. Without you knowing =E2=80=A6 an= d without your approval.Security Concerns Using IframeBrowsers handle pages that use iframe just like any other= web page. Forms can be used to retrieve user input, scripts can be execute= d, the page can navigate within the browser window, and browser plugins can= be executed. And just like the party crashers who get out of hand, you have no control what the hosted content will do. There is one mechanism in place by default tha= t prevents some kinds of attacks: the cross-domain policy.Re-hostin= g Content From Another DomainIf hosted content is coming from anoth= er domain, cross-domain policy comes into play and it prohibits the =E2=80= =9Cforeign=E2=80=9D content from accessing the parent=E2=80=99s document ob= ject model.So, the embedded page= is not able to read, for instance, cookies or the browser=E2=80=99s local= storage for the hosted domain. But there are still risks left.Hoste= d content can still re-navigate on the top level. By displaying content the= user would expect, the site could attempt to phish confidential informatio= n from the user. Or, by using a similarly styled form, attempt to malicious= ly capture user information that way.That=E2=80=99s why, even with= the cross-domain policy in place, there are still big security risks.Re-hosting Content From the Same DomainThe case for re-h= osting content from the same domain is even worse.When the= content comes from the same domain, there are no default security restrict= ions in place. Embedded content can access the complete loaded browser DOM= and manipulate everything.It kind of makes sense that content on th= e same domain should be safe. The risk here primarily stems from user-gener= ated content that is re-hosted in the iframe.A Sandboxed ApproachThese valid security= concerns hadn=E2=80=99t been properly addressed by a standards body for a= long time. Without a clear W3C standard, it was essential to somehow secur= e the host from framed content. For example, Microsoft provided a proprietary implementation of iframe= security in Internet Explorer 8. Others picked it up and discussed= it as the baseline for their browsers as well. But standards have matured= greatly since IE8.Modern browsers including Chrome, Firefox, and IE10 Platform Preview are based on the W3C iframe sandbox attribute.Here=E2=80=99s what= we=E2=80=99ll build today with sandbox. See the demo here.Let=E2=80=99s begin by applying the sandb= ox. Just add it as empty attribute to the iframe element: That=E2=80=99s it!Now, iframe sandboxed conten= t is re-hosted in the browser with the following restrictions😛lugins are disabled. Any kind of ActiveX, Flash, or Silver= light plugin will not be executed.Forms are disabled. The hosted content is not allowed to make forms post back to any targe= t.Scripts are disabled. JavaScript is disabled an= d will not execute.Links to other browsing contexts are di= sabled. An anchor tag targeting different browser levels will not= execute.Unique origin treatment. All content is= treated under a unique origin. The content is not able to traverse the DOM= or read cookie information.This means that even content comin= g from the same domain is treated with the cross-domain policy, as each iframe content will be viewed as a unique origin.Embedded= content is only permitted to display information. No other action= s can be done inside the iframe that could compromise the host= ing website or take advantage of the users=E2=80=99 trust.Checking= for the Sandbox AttributeWe know that an iframe is an= open gate. We know that the sandbox attribute locks down secu= rity of hosted content. The decision is clear: Use iframe elements just with the sandbox attribute!Y= ou can confirm that the browser supports the iframe sand= box attribute with a simple check in JavaScript:if("sandbox= " in document.createElement("iframe")) { // render the iframe element ... } else { // embed content through other ways, // as the browser does not support the sandbox } If it is supported, just use the sandbox attribute.= If not, try to embed the content through other ways or encourage the user= with a message that they should upgrade to a modern browser.Customizing the SandboxThere are cases where you=E2=80=99ll need some level of customizatio= n on the restrictions, which is absolutely possible.Several attribut= e values relax the standard sandbox policy =E2=80=A6allow-formsIf you want to enable forms post back within the iframe el= ement, you just specify the allow-forms value for the sa= ndbox attribute. If this value is present, the embedded page is allowed to post bac= k using a form submit within the frame.allow-scriptsJavaScr= ipt is a powerful language and is often used to have dynamic interactions= on the client side without resending information to the server. But that= power also brings risks when re-hosting foreign web pages. = Therefore, you should carefully consider whether you really want to enable= JavaScript in iframe scenarios=E2=80=94especially when the co= ntent is from an unknown source. Enabling JavaScript is don= e through the allow-scripts value. allow-same-originBy default, an IFRAME page= from the same domain has the possibility to access the parent=E2=80=99s do= cument object model.With the sandbox attribute in place= , the page will be treated as not being from the same origin. This page has= no access to the resources, even when coming from the same domain.T= o re-enable same-origin treatment in a sandboxed scenario, you have to spec= ify the allow-same-origin attribute. The value itself is not very helpful, as you need some script capa= bilities to make use of it.For example, if you want to access the lo= cal storage of the current domain like this:function loadFromStora= ge(key) { if(localStorage) { return localStorage.getItem(key); } }); =E2=80=A6 you also need the allow-scripts value:= Now access works!But be warned: allowing multiple scripts= in the same sandbox can lead to security vulnerabilities. For example, you= r hosted content can manipulate the attributes of the sandbox and remove fu= rther restrictions.allow-top-navigationWhen you use the sandbox attribute, anchor targeting other browsing contexts are= ignored and not executed by default. This protects the website hosting the= iframe content from being replaced by the hosted content.= For example, this link would not be executed in the default sandbox, as= the target would replace the complete web page:Click me Relaxing this policy is only recommended if you trust the content= you host. ms-allow-popupsSometimes it is useful to allow embedded= content opening up new popup windows. A perfect example is a mapping servi= ce like Bing Maps.When embedding Bing Maps, additional functionality= like driving directions or destination details can be looked up in popup= windows. But since sandbox prohibits this, there=E2=80=99s a= setting in Internet Explorer 10 that will enable popups without compromisi= ng the sandbox.The following code show aslymarly: yaman men sowmana okdeda.... pаňkelle: Разные ■□▢▣▤▥▦▧▨▩▪▫▬▭▮▯▰▱◆◇◈◊◘◧◨◩◪◫▀▁▂▃▄▅▆▇█▉▊▋▌▍▎▏▐░▒▓▔▕◙◚◛◜◝◞◟◠◡◉◊○◌◍◎●◐◑◒◓◔◕◖◗§ ◢◣◤◥ ◦─━│┃┄┅┆┇┈┉┊┋⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡☈☉☊☋☌☍〇〈〉《》「」『』【】〒〓〔〕〖〗〘〙〚〛〜〝〞〟〡〢〣〤〥〦〧〨〩〪〭〫〬〰〱〲〳〴 Символы валюты: $₠ ₡ ₢ ₣ ₤ ₥ ₦ ₧ ₨ ₩ ₪ ₫ € Обычные .,'?!-()@/:_;+&%*=£€$¥¤[]{}\~^№§#|¿ ə ˆ ˇ ˉ ˘ ˙ ˚ ˛ ˜ ; ΄ ΅ ° ± ´( ) § ¶ …‘ ’ ” “ ^ _ { | } ~ ¡ ¢ £ ¤ ¥ ¦ Цифры₀₁₂₃₄₅₆₇₈₉⁰¹²³⁴⁵⁶⁷⁸⁹ⁿ½⅓¼⅔¾⅕⅖⅗⅘⅙⅚⅛⅜⅝⅞⅟ⅱⅲⅳⅴⅵⅶⅷⅸⅹⅺⅻⅡⅢⅣⅤⅥⅦⅧⅨⅩⅪⅫ❶❷❸❹❺❻❼❽❾❿➀➁➂➃➄➅➆➇➈⒈⒉⒊⒋⒌⒍⒎⒏⒐⒑⒒⒓⒔⒕⒖⒗⒘⒙⒚⒛①②③④⑤⑥⑦⑧⑨⑩⑪⑫⑬⑭⑮⑯⑰⑱⑲⑳⑴⑵⑶⑷⑸⑺⑻⑼⑽⑾⑿⒀⒂⒃⒄⒅⒆⒇Китайские цифры㈠㈡㈢㈣㈤㈥㈦㈧㈨Сокращения␤␡␠␟␞␝␜␛␚␙␘␗␖␕␔␓␒␑␐␏␎␊␌␋␊␉␈␇␆␅␄␃␂␁␀㍱ ㍲ ㍳ ㍴ ㍵ ㍶ ㎀ ㎁ ㎂ ㎃ ㎄ ㎅ ㎆ ㎇ ㎈ ㎉ ㎊ ㎋ ㎌ ㎍ ㎎ ㎏ ㎐ ㎑ ㎒ ㎓ ㎔ ㎕ ㎖ ㎗ ㎘ ㎙ ㎚ ㎛ ㎜ ㎝ ㎞ ㎟ ㎠ ㎡ ㎢ ㎣ ㎤ ㎥ ㎦ ㎧ ㎨ ㎩ ㎪ ㎫ ㎬ ㎭ ㎮ ㎯ ㎰ ㎱ ㎲ ㎳ ㎴ ㎵ ㎶ ㎷ ㎸ ㎹ ㎺ ㎻ ㎼ ㎽ ㎾ ㎿ ㏀ ㏁ ㏂ ㏃ ㏄ ㏅ ㏆ ㏇ ㏈ ㏉ ㏊ ㏋ ㏌ ㏍ ㏎ ㏏ ㏐ ㏑ ㏒ ㏓ ㏔ ㏕ ㏖ ㏗ ㏘ ㏙ ㏚ ㏛ ㏜ ㏝ ㏒ ㏑ ㎎ ㎏ ㎜ ㎝ ㎞ ㎡ ㏄ ㏎ ㏕ ℡ ™ ℠ ℗ © ®Математические символы℅ℓ№Ω℮⅓⅔⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑−∕∙√∛∜∝∞&ang90;∠∡∢∣∤∥∦∧∨∩∪∫∬∭∮∯∰∱∲∳∴∵∶∷∸∹∺∻∼∽∾∿≀≁≂≃≄≅≆≇≈≉≊≋≌≈≎≏≐≑≒≓≔≕≖≗≘≙≚≛≜≝≞≟≠≡≢≣≤≥≦≧≨≩≪≫≬≭≮≯⩽̸⩾̸≲≳≴≵≶≷≸≹≺≻&cupre;&sscue;≾≿⊀⊁⊂⊃⊄⊅⊆⊇⊈⊉⊊⊋⊌⊍⊎⊏⊐⊑⊒⊓⊔⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡⊢⊣⊤⊥⊦⊧⊨⊩⊪⊫⊬⊭⊮⊯⊰⊱⊲⊳⊴⊵⊶⊷⊸⊹⊺⊻⊼⊽⊾⊿⋀⋁⋂⋃⋄⋅⋆⋇⋈⋉⋊⋋⋌⋍⋎⋏⋐⋑⋒⋓⋔⋕⋖⋗⋘⋙⋚⋛⋜⋝⋞⋟⋠⋡⋢⋣⋤⋥⋦⋧⋨⋩⋪⋫⋬⋭⋮⋯⋰⋱∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡⌀⌂⌃⌄⌅⌆⌇⌈⌉⌊⌋⌌⌍⌎⌏⌐⌑⌒⌓⌔⌕⌖⌗⌘⌙⌚⌛⌜⌝⌞⌟⌠⌡⌢⌣⌤⌥⌦⌧⌨⟨⟩⌫⌬⌭⌮⌯⌰⌱⌲⌳⌴⌵⌶⌷⌸⌹⌺⌻⌼⌽⌾⌿⍀⍁⍂⍃⍄⍅⍆⍇⍈⍉⍊⍋⍌⍍⍎⍏⍐⍑⍒⍓⍔⍕⍖⍗⍘⍙⍚⍛⍜⍝⍞⍟⍠⍡⍢⍣⍤⍥⍦⍧⍨⍩⍪⍫⍬⍭⍮⍯⍰⍱⍲⍳⍴⍵⍶⍷⍸⍹⍺Линии┌┊┎┏┐┑┒┓└┕┖┗┘┙┚┛├┝┞┟┠┡┢┣┤┥┦┧┨┩┪┫┬┭┮┯┰┱┲┳┴┵┶┷┸┹┺┻┼┽┾┿╀╁╂╃╄╅╆╇╈╉╊╋╌╍╎╏⑊═║╒╓╔╕╖╗╘╙╚╛╜╝╞╟╠╡╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬╭╮╯╰╱╲╳╴╵╶╷╸╹╺╻╼╽╾╿╢{ } ( ) 【 】〖 〗 ︻ ︼ ┠ ┨ ┏ ┓ ┗ ┛ ﹃ ﹄ ┌ ┐ └ ┘ &ang90; 「 」 { } ( ) 『』[ ] 〈 〉 《 》 «» ‹› 〔 〕 〘 〙 〚 〛 ︴ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︻ ︼ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂⊥﹃﹄﹃ ﹄⑉⑈⑇⑆⑅⑄⑃⑂⑁⑀ Кресты✕✖✗✘✙✚✛✜✝✞✟✠❖✢✣✤✥☥☦☧☨☩Шахматы и карты♙♖♘♗♕♔♚♛♜♝♞♜♟♡♤♢♧♥♠♦♣Текст⒜⒝⒞⒟⒠⒡⒢⒣⒤⒥⒦⒧⒨⒩⒪⒫⒬⒭⒮⒯⒰⒱⒲⒳⒴⒵ⒶⒷⒸⒹⒺⒻⒼⒽⒾⒿⓀⓁⓂⓃⓄ⓪ⓅⓆⓇⓈⓉⓊⓋⓌⓍⓎⓏⓐⓑⓒⓓⓔⓕⓖⓗⓘⓙⓚⓛⓜⓝⓞⓟⓠⓡⓢⓣⓤⓥⓦⓧⓨⓩ℀℁ℂ℃℄℅℆ℇ℈℉ℊℋℌℍℎℐℑℒℓ℔ℕ№℘ℙℚℛℜ℞℟℣ℤ℥Ω℧ℨ℩KÅℬℭ℮ℯℰℱℲℳℴℵℶℷℸξฟαδηχκνδψτСтрелки➔➘➙➚➛➜➝➞➟➠➡➢➣➤➥➦➧➨➩➪➫➬➭➮➯➱➲⇧⇨⇦➳➴➵➶➷➸➹➺➻➼➽➾✒✑▲△▼▽►◄▶▷◀◁⊳⊲▴▵▾▿▸▹◂◃◅⍋⇋⇌⇐⇑⇒⇓⇔⇕⇖⇗⇘⇙⇚⇛←↑→↓↔↕↖↗↘↙↸↹↚↛↜↝↞↟↠↡↢↣↤↥↦↧↨↩↪↫↬↭↮↯↰↱↲↳↴↵↶↷↺↻↼↽⇀⇁⇂⇃⇄⇅⇆⇇⇈⇉⇊⇜↝⇞⇟⇠⇡⇢Знаки зодиака♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓Снежинки и звездочки ✱✲❊❋✻✼✽✳✴✵✺❃❄❅❆✾❀❁✿★☆✡✩❂✪✫✬✭✮✯✰✶✷✸✹⍣≛⁂∗⋆Фигурки и рисунки☀☎☏☠☢☤☪✎✏✐✑✒✉✆✌✊☁♨☃☄☂⍭☣☫☬☭☮✇☯☸☹☺☻☚☛☜☝☞☟✁✂✃✄✈❖☽☾☿♀♁♂♃♄♅♆♇♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓☰☱☲☳☴☵☶☷❜❝❞❡❢❣❤❥❦❧☼✓✔☐☑☒☓〷〿❍❏❐❑❒☡♩♪♫♬♭ ♮ ♯〶〄々〆〠〥♨ↀↁↂ�'็ึฐÞ:รฉ฿ี » ~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åïðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ '็ึฐÞ:รฉ฿ี? »~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åï`ðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ pаňkelle: Разные ■□▢▣▤▥▦▧▨▩▪▫▬▭▮▯▰▱◆◇◈◊◘◧◨◩◪◫▀▁▂▃▄▅▆▇█▉▊▋▌▍▎▏▐░▒▓▔▕◙◚◛◜◝◞◟◠◡◉◊○◌◍◎●◐◑◒◓◔◕◖◗§ ◢◣◤◥ ◦─━│┃┄┅┆┇┈┉┊┋⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡☈☉☊☋☌☍〇〈〉《》「」『』【】〒〓〔〕〖〗〘〙〚〛〜〝〞〟〡〢〣〤〥〦〧〨〩〪〭〫〬〰〱〲〳〴 Символы валюты: $₠ ₡ ₢ ₣ ₤ ₥ ₦ ₧ ₨ ₩ ₪ ₫ € Обычные .,'?!-()@/:_;+&%*=£€$¥¤[]{}\~^№§#|¿ ə ˆ ˇ ˉ ˘ ˙ ˚ ˛ ˜ ; ΄ ΅ ° ± ´( ) § ¶ …‘ ’ ” “ ^ _ { | } ~ ¡ ¢ £ ¤ ¥ ¦ Цифры₀₁₂₃₄₅₆₇₈₉⁰¹²³⁴⁵⁶⁷⁸⁹ⁿ½⅓¼⅔¾⅕⅖⅗⅘⅙⅚⅛⅜⅝⅞⅟ⅱⅲⅳⅴⅵⅶⅷⅸⅹⅺⅻⅡⅢⅣⅤⅥⅦⅧⅨⅩⅪⅫ❶❷❸❹❺❻❼❽❾❿➀➁➂➃➄➅➆➇➈⒈⒉⒊⒋⒌⒍⒎⒏⒐⒑⒒⒓⒔⒕⒖⒗⒘⒙⒚⒛①②③④⑤⑥⑦⑧⑨⑩⑪⑫⑬⑭⑮⑯⑰⑱⑲⑳⑴⑵⑶⑷⑸⑺⑻⑼⑽⑾⑿⒀⒂⒃⒄⒅⒆⒇Китайские цифры㈠㈡㈢㈣㈤㈥㈦㈧㈨Сокращения␤␡␠␟␞␝␜␛␚␙␘␗␖␕␔␓␒␑␐␏␎␊␌␋␊␉␈␇␆␅␄␃␂␁␀㍱ ㍲ ㍳ ㍴ ㍵ ㍶ ㎀ ㎁ ㎂ ㎃ ㎄ ㎅ ㎆ ㎇ ㎈ ㎉ ㎊ ㎋ ㎌ ㎍ ㎎ ㎏ ㎐ ㎑ ㎒ ㎓ ㎔ ㎕ ㎖ ㎗ ㎘ ㎙ ㎚ ㎛ ㎜ ㎝ ㎞ ㎟ ㎠ ㎡ ㎢ ㎣ ㎤ ㎥ ㎦ ㎧ ㎨ ㎩ ㎪ ㎫ ㎬ ㎭ ㎮ ㎯ ㎰ ㎱ ㎲ ㎳ ㎴ ㎵ ㎶ ㎷ ㎸ ㎹ ㎺ ㎻ ㎼ ㎽ ㎾ ㎿ ㏀ ㏁ ㏂ ㏃ ㏄ ㏅ ㏆ ㏇ ㏈ ㏉ ㏊ ㏋ ㏌ ㏍ ㏎ ㏏ ㏐ ㏑ ㏒ ㏓ ㏔ ㏕ ㏖ ㏗ ㏘ ㏙ ㏚ ㏛ ㏜ ㏝ ㏒ ㏑ ㎎ ㎏ ㎜ ㎝ ㎞ ㎡ ㏄ ㏎ ㏕ ℡ ™ ℠ ℗ © ®Математические символы℅ℓ№Ω℮⅓⅔⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑−∕∙√∛∜∝∞&ang90;∠∡∢∣∤∥∦∧∨∩∪∫∬∭∮∯∰∱∲∳∴∵∶∷∸∹∺∻∼∽∾∿≀≁≂≃≄≅≆≇≈≉≊≋≌≈≎≏≐≑≒≓≔≕≖≗≘≙≚≛≜≝≞≟≠≡≢≣≤≥≦≧≨≩≪≫≬≭≮≯⩽̸⩾̸≲≳≴≵≶≷≸≹≺≻&cupre;&sscue;≾≿⊀⊁⊂⊃⊄⊅⊆⊇⊈⊉⊊⊋⊌⊍⊎⊏⊐⊑⊒⊓⊔⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡⊢⊣⊤⊥⊦⊧⊨⊩⊪⊫⊬⊭⊮⊯⊰⊱⊲⊳⊴⊵⊶⊷⊸⊹⊺⊻⊼⊽⊾⊿⋀⋁⋂⋃⋄⋅⋆⋇⋈⋉⋊⋋⋌⋍⋎⋏⋐⋑⋒⋓⋔⋕⋖⋗⋘⋙⋚⋛⋜⋝⋞⋟⋠⋡⋢⋣⋤⋥⋦⋧⋨⋩⋪⋫⋬⋭⋮⋯⋰⋱∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡⌀⌂⌃⌄⌅⌆⌇⌈⌉⌊⌋⌌⌍⌎⌏⌐⌑⌒⌓⌔⌕⌖⌗⌘⌙⌚⌛⌜⌝⌞⌟⌠⌡⌢⌣⌤⌥⌦⌧⌨⟨⟩⌫⌬⌭⌮⌯⌰⌱⌲⌳⌴⌵⌶⌷⌸⌹⌺⌻⌼⌽⌾⌿⍀⍁⍂⍃⍄⍅⍆⍇⍈⍉⍊⍋⍌⍍⍎⍏⍐⍑⍒⍓⍔⍕⍖⍗⍘⍙⍚⍛⍜⍝⍞⍟⍠⍡⍢⍣⍤⍥⍦⍧⍨⍩⍪⍫⍬⍭⍮⍯⍰⍱⍲⍳⍴⍵⍶⍷⍸⍹⍺Линии┌┊┎┏┐┑┒┓└┕┖┗┘┙┚┛├┝┞┟┠┡┢┣┤┥┦┧┨┩┪┫┬┭┮┯┰┱┲┳┴┵┶┷┸┹┺┻┼┽┾┿╀╁╂╃╄╅╆╇╈╉╊╋╌╍╎╏⑊═║╒╓╔╕╖╗╘╙╚╛╜╝╞╟╠╡╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬╭╮╯╰╱╲╳╴╵╶╷╸╹╺╻╼╽╾╿╢{ } ( ) 【 】〖 〗 ︻ ︼ ┠ ┨ ┏ ┓ ┗ ┛ ﹃ ﹄ ┌ ┐ └ ┘ &ang90; 「 」 { } ( ) 『』[ ] 〈 〉 《 》 «» ‹› 〔 〕 〘 〙 〚 〛 ︴ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︻ ︼ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂⊥﹃﹄﹃ ﹄⑉⑈⑇⑆⑅⑄⑃⑂⑁⑀ Кресты✕✖✗✘✙✚✛✜✝✞✟✠❖✢✣✤✥☥☦☧☨☩Шахматы и карты♙♖♘♗♕♔♚♛♜♝♞♜♟♡♤♢♧♥♠♦♣Текст⒜⒝⒞⒟⒠⒡⒢⒣⒤⒥⒦⒧⒨⒩⒪⒫⒬⒭⒮⒯⒰⒱⒲⒳⒴⒵ⒶⒷⒸⒹⒺⒻⒼⒽⒾⒿⓀⓁⓂⓃⓄ⓪ⓅⓆⓇⓈⓉⓊⓋⓌⓍⓎⓏⓐⓑⓒⓓⓔⓕⓖⓗⓘⓙⓚⓛⓜⓝⓞⓟⓠⓡⓢⓣⓤⓥⓦⓧⓨⓩ℀℁ℂ℃℄℅℆ℇ℈℉ℊℋℌℍℎℐℑℒℓ℔ℕ№℘ℙℚℛℜ℞℟℣ℤ℥Ω℧ℨ℩KÅℬℭ℮ℯℰℱℲℳℴℵℶℷℸξฟαδηχκνδψτСтрелки➔➘➙➚➛➜➝➞➟➠➡➢➣➤➥➦➧➨➩➪➫➬➭➮➯➱➲⇧⇨⇦➳➴➵➶➷➸➹➺➻➼➽➾✒✑▲△▼▽►◄▶▷◀◁⊳⊲▴▵▾▿▸▹◂◃◅⍋⇋⇌⇐⇑⇒⇓⇔⇕⇖⇗⇘⇙⇚⇛←↑→↓↔↕↖↗↘↙↸↹↚↛↜↝↞↟↠↡↢↣↤↥↦↧↨↩↪↫↬↭↮↯↰↱↲↳↴↵↶↷↺↻↼↽⇀⇁⇂⇃⇄⇅⇆⇇⇈⇉⇊⇜↝⇞⇟⇠⇡⇢Знаки зодиака♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓Снежинки и звездочки ✱✲❊❋✻✼✽✳✴✵✺❃❄❅❆✾❀❁✿★☆✡✩❂✪✫✬✭✮✯✰✶✷✸✹⍣≛⁂∗⋆Фигурки и рисунки☀☎☏☠☢☤☪✎✏✐✑✒✉✆✌✊☁♨☃☄☂⍭☣☫☬☭☮✇☯☸☹☺☻☚☛☜☝☞☟✁✂✃✄✈❖☽☾☿♀♁♂♃♄♅♆♇♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓☰☱☲☳☴☵☶☷❜❝❞❡❢❣❤❥❦❧☼✓✔☐☑☒☓〷〿❍❏❐❑❒☡♩♪♫♬♭ ♮ ♯〶〄々〆〠〥♨ↀↁↂ�'็ึฐÞ:รฉ฿ี » ~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åïðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ '็ึฐÞ:รฉ฿ี? »~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åï`ðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ NitrogeN: Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 1 __________________________________ LÜZUMSUZ BİLGİLER ANSİKLOPEDİSİ 2 Tamer Korugan Aykırı Yayıncılık _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 2 __________________________________ MaximumBilgi.com Notu: Bu kitabın tamamı sitemizde bulunan "Genel Kültür", "Bilim" ve "Sağlık" bölümlerine de dağıtılmıştır. İÇİNDEKİLER 1. Adetler 1.01. Niçin tespih çekiyoruz ? 1.02. l Nisan şakasının kökeni nedir? 1.03. Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? 1.04. Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? 1.05. İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? 1.06. Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? 1.07. Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? 1.08. Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? 1.09. Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? 1.10. Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? 1.11. Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? 1.12. Mezara niçin çiçek konulur? 1.13. İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar? 1.14. Aşçıbaşılar niçin o acayip şapkaları giyerler? 2. Günlük yaşam 2.01. Aynı tarih niçin her yıl farklı güne geliyor? 2.02. İnsanlar ne zamandan beri ayakkabı giyiyor? 2.03. Filmlerde tekerlekler niçin ters döner? 2.04. Arabaların arka camları niçin tam açılamıyor? 2.05. Satrançta şah niçin o kadar pasiftir? 2.06. Bir hafta niçin 7 gündür? 2.07. Gün ve ay isimleri nereden geliyor? 2.08. Müzik notaları nasıl bulunmuştur? 2.09. İnsanlar niçin değişik dillerde konuşuyorlar? 2.10. Lodos insanı niçin hasta eder? 2.11. Niçin otellerin kapıları döner kapıdır? 2.12. Saatin saniye göstergesi ne işe yarıyor? 2.13. Elmas gibi değerli bir taş, cam kesmede nasıl kullanılıyor? 2.14. Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar? 2.15. Nöbetçi kulübelerinde niçin kum torbaları var? 2.16. Cam neden saydamdır? 2.17. Banyodaki havlular niçin çabucak kokuyor? 2.18. Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 3 __________________________________ 3. İnsan 3.01. İnsanın niçin kuyruğu yok?. 3.02. Süt vermedikleri halde niçin erkeklerin memeleri var? 3.03. Çinlilerin gözleri niçin çekiktir? 3.04. İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? 3.05. Akıl ile zeka arasındaki fark nedir? 3.06. Zeka testi nedir, ne işe yarar? 3.07. İnsanlar kızgın kömür ateşi üzerinde nasıl yürüyebiliyorlar? 3.08. Niçin kadınlardan meşhur ressam veya besteci yok? 3.09. Beyin kapasitemizin yüzde onunu kullandığımız doğru mudur?. 3.10. Erkeklerin beyni kadınınkinden büyük müdür? 3.11. Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? 3.12. Sıkıldığımız zaman avuçiçlerimiz niçin terler? 3.13. Niçin kadınlar erkeklerden daha çok yaşıyor? 3.14. Tüm canlılar baktıklarında aynı şeyi mi görüyorlar? 3.15. Niçin gözyaşı dökeriz? 3.16. Biyolojik beden saati nedir? 3.17. Üç yaşından daha önce olanları niçin hatırlayamıyoruz? 3.18. İnsanların yüzlerini nasıl birbirinden ayırt edebiliyoruz? 3.19. Parmaklarımızın uzunlukları niçin birbirlerinden farklı? 3.20. İnsan ile hayvanın birleşmesinden canlı doğabilir mi? 3.21. Beyin hücrelerimiz sürekli ölüyorlar mı? 3.22. Derimiz olmasaydı ne olurdu? 3.23. Yemekten sonra denizde yüzmek tehlikeli midir? 3.24. Ateş ölçmek için termometre niçin dilin altına konuluyor? 3.25. Sinirlenmek bir hastalık mıdır? 3.26. İnsanlar niçin çiklet çiğner? 3.27. Nasıl koku alırız? 4. Hayvanlar dünyası 4.01. Deve kuşları niçin başlarını kuma gömerler? 4.02. Hint fakiri kobra yılanını nasıl oynatıyor? 4.03. Develerin hörgüçlerinde ne var? 4.04. Arılar niçin bal yaparlar? 4.05. Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak diğer tarafı sivridir? 4.06. Kuşlar nasıl konuşabiliyorlar? 4.07. Fillerin kulakları niçin büyüktür? 4.08. Atlara niçin gözlük takıyorlar? 4.09. Ateş böceği nasıl ışık saçıyor? 4.10. Böcekler mi üstündür, insanlar mı? 4.11. Kuşlar dünyasında niçin erkekler daha süslü? 4.12. Kediler balık ve sütü niçin severler? 4.13. Kuşlar göç ettikten sonra niçin geri dönerler? 4.14. Arıların bal petekleri niçin altıgendir? 4.15 Horozlar niçin sabah erkenden öterler? 4.16. Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyorlar? 4.17. Kuşlar nasıl tek ayakları üzerinde uyuyabiliyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 4 __________________________________ 4.18. Ortalıkta niçin ölü güvercin görmüyoruz? 5. Teknoloji 5.01. Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? 5.02. Güneş ışığında kararan gözlük camları nasıl yapılıyor? 5.03. Uçakları niçin karakutunun malzemesinden yapmıyorlar? 5.04. Doktorlar niçin dizimize çekiçle vuruyorlar? 5.05. Uçan balonlar ne kadar yükseğe çıkabilir? 5.06. Kaç tane uçan balon bir insanı uçurabilir? 5.07. Hızlı okuma tekniği nedir? 5.08. Radyasyon nedir? 5.09. Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? 5.10. Satranç ustası bilgisayar niçin iyi tavla oynayamıyor? 5.11. Telefonda ses ne kadar hızlı gidiyor? 5.12. Matematikte niçin (-2) ile (-2)'nin çarpımı (+4)'dür? 5.13. Vakum nedir? 5.14. Radyonun sesi açılınca pili daha çabuk mu biter? 5.15. Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutabiliyor? 5.16. İmdat çağrısı 'S.O.S.'in anlamı nedir? 5.17. Romen rakamlarını hesaplamada niçin kullanmıyoruz? 5.18. Pusulalar gerçekten kuzeyi mi gösteriyor? 5.19. Antifiriz, suyun donmasını nasıl önlüyor? 5.20. Ne zamandan beri insanlar gözlük kullanıyorlar? 6. Yiyecek ve İçecekler 6.01. Beyaz ve kahverengi yumurtalar arasındaki fark nedir? 6.02. Düdüklü tencere yiyeceği nasıl çabuk pişiriyor? 6.03. Ispanaktaki demir insanı gerçekten güçlü kılar mı? 6.04. Bal, bebekler için zararlı olabilir mi? 6.05. Gıdaları muhafaza etmek için niçin donduruyoruz? 6.06. Şarap niçin yıllandıkça güzelleşir? 6.07. Arı sütü nedir? 6.08. İnsan sadece havuç yerse teni turuncu olur mu? 6.09. Balık yemek zekayı arttırır mı? 6.10. Çayı kim keşfetti? 6.11. Bira niçin köpürür? 6.12. Kafeinin ne kadarı zararlıdır? 6.13. Soğuk bir şey yediğimizde niçin başımız ağrıyor? 7. Dünyamız ve Gökyüzü 7.01. Çin Şeddi uzaydan bakıldığında görülebilir mi? 7.02. Evrende yolculuk nasıl olurdu? 7.03. Dünya tarihinde bu güne kadar kaç insan yaşadı? 7.04. Uzay aracının içinde yerçekimi niçin sıfırdır? 7.05. Ay'sız Dünya nasıl olurdu? 7.06. Kuyruklu yıldızların niçin kuyrukları var? 7.07. Ay'ın nasıl oluştuğu niçin hala bilinemiyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 5 __________________________________ 7.08. Ay'ın sahibi kimdir? 7.09. Yıldız kayması nasıl oluyor? 7.10. Gökkuşağı niçin yuvarlaktır? 7.11. Barometre ne işe yarar? 7.12. Güneş daha ne kadar süre ısı ve ışık verebilir? TAMER KORUGAN 1948 yılında Ankara'da doğan Tamer Korugan, ilk ve ortaöğrenimin ardından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi'ne girerek lisans ve master eğitimini burada tamamladı. Evli ve iki çocuk sahibi olan Korugan'ın ilk kitabı Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi Temmuz 2001'de yine Aykırı Yayıncılık'tan çıktı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 6 1 ADETLER 1.01 Niçin Tespih Çekiyoruz? Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır. Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan'dan doğuya, sonra Ortadoğu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır. Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed'in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam'da Peygamber'in namaz kılarken sünneti olan 'Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor. Yüce Yaratıcı'ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de 'tespih' adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir. 500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi. Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır. Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 7 sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor. Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar. 1.02 l Nisan şakasının kökeni nedir? Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa'da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25'inde başlardı. 1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan'da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler. Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne 'Bütün Aptalların Günü' adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere'ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika'ya ve bütün dünyaya yayıldı. l Nisan şakalarının sembolünün 'Nisan Balığı' olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş'in Balık Burcu'nu terk ediyor olmasıdır. 1.03 Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar. Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 8 Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler. Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar. Adet hızla Avrupa'nın batısına, oradan da İngiltere'ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere'de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu. İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi. 1.04 Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır. Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde 'kek' demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya'da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya'da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu. Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu. Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 9 hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti. Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır. 1.05 İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır. Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır. Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen 'mükemmel' diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, 'çınnn' sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz. Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi. Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan 'çın' sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi. 1.06 Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 10 Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış. Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış. Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş. Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin'i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar. 1.07 Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların 'cennet ağacı' adını verdikleri ve Adem ile Havva'nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı. 15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa'ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika'ya da taşınmıştır. Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler. Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa'da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık'tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 11 Bu adet Avrupa'da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı. Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin 'karanlığın bitişi' ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa'nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü. Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur. Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor. 1.08 Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. 'İyi ki doğdun -isim-' veya 'mutlu yıllar sana' şeklinde söylenen doğum günü şarkısı. Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893'de ABD'de, Kentucky'de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da 'Good Morning to All' yani 'Herkese Günaydın' idi. Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred'in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916'da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı 'Happy Birthday' (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı. Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini 'Happy birthday to you' olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu. Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway'de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 12 vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler. Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü. Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi'ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur. 1.09 Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? Avrupa'da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı. Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye'de Çatal Höyük'de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır. Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana'da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar "Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir" diye şiddetle karşı çıktılar. İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı. Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa'da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı. Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır. En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 13 1.10 Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz. Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler. Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır. Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700'lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti. Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti. Avrupa'da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar. Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor. 1.11 Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı. Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 14 beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis'in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton'daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908'de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika'da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi. Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile. Sonunda 8 Mayıs 1914'de Senato'nun onayı, Başkan Wilson'ın da imzası ile Mayıs'ın ikinci pazarı 'Anneler Günü' olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu. Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu. Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti. Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re'da 1944'de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948'de 84 yaşında öldü. Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği'nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü 'Anneler Günü' olarak kutlanmaktadır. 1.12 Mezara niçin çiçek konulur? Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 15 bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır. Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklar
rom: Subject: How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox - SitePoint Date: Sun, 13 May 2012 17:23:35 +0500 MIME-Version: 1.0 Content-Type: multipart/related; type="text/html"; boundary="----=_NextPart_000_0000_98104AA9.56E4C13E" X-MAF-Information: Produced By MAF V2.0.6 This is a multi-part message in MIME format. ------=_NextPart_000_0000_98104AA9.56E4C13E Content-Type: text/html; charset="UTF-8" Content-Transfer-Encoding: quoted-printable Content-Location: http://www.sitepoint.com/how-to-safeguard-your-site-with-html5-sandbox/ How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox - SitePoint = text/javascript= = SitePoint =C2=BB Learn CSS | HTML5 | JavaScr= ipt | Wordpress | Tutorials-Web Development | Reference | Books and More HomeForum= s =C2=BBWeb ContentDesign Your SiteProgram Your SiteHost Your SiteManage Your SiteCommu= nity CenterResources =C2=BBNew= slettersPodcastCSS Ref= erenceHTML Ref= erenceJa= vascript Reference= ToolsHTML5 Dev CenterDealsBookstore =C2=BBTop SellersDevelopmentDesignASP.net BooksCSS= BooksHTML BooksJavascript BooksPHP BooksMarketCoursesHosting ReviewsJobsSitepoint Network =C2= =BBB= uildMobileDesignFestivalRubySourceCloudSpringPHPMasterSite= Point Market Hot TopicsLearn PHPHTML5CSS3Web DesignWordPressRuby on RailsMobileCloud HTML5 Development Center Developed for you in part by =C2=A0 = How to Safeguard Your Site with HTML5 Sandbox By Dari= usz Parys | May 7, 2012 | = HTML5 8= 0diggsdigg = EmailPrint 0diggsdiggEmailPrintToday=E2=80=99s web applications are mash ups of new= experiences into one experience. Think Twitter widgets showing the latest= tweets about a product. Or Facebook comments discussing an article. Or eve= n just integrated web pages through an iframe element. These= experiences can increase security breaches to your site.Don= =E2=80=99t stress =E2=80=A6 there=E2=80=99s a new kid on the block to help= you out: the HTML5 sandbox. But before I get to that, let=E2=80= =99s quickly review iframe element issues.A Black BoxEmbedding content with an iframe is like announcing a= party publicly on Facebook. You think you know who you invited, but really= you have no idea who passed it on and who=E2=80=99ll show up.The sa= me is true for framing content. You know what you are referencing, but you= have no clue how the site will evolve in the future. Content or functional= ity (or both) can change any time. Without you knowing =E2=80=A6 an= d without your approval.Security Concerns Using IframeBrowsers handle pages that use iframe just like any other= web page. Forms can be used to retrieve user input, scripts can be execute= d, the page can navigate within the browser window, and browser plugins can= be executed. And just like the party crashers who get out of hand, you have no control what the hosted content will do. There is one mechanism in place by default tha= t prevents some kinds of attacks: the cross-domain policy.Re-hostin= g Content From Another DomainIf hosted content is coming from anoth= er domain, cross-domain policy comes into play and it prohibits the =E2=80= =9Cforeign=E2=80=9D content from accessing the parent=E2=80=99s document ob= ject model.So, the embedded page= is not able to read, for instance, cookies or the browser=E2=80=99s local= storage for the hosted domain. But there are still risks left.Hoste= d content can still re-navigate on the top level. By displaying content the= user would expect, the site could attempt to phish confidential informatio= n from the user. Or, by using a similarly styled form, attempt to malicious= ly capture user information that way.That=E2=80=99s why, even with= the cross-domain policy in place, there are still big security risks.Re-hosting Content From the Same DomainThe case for re-h= osting content from the same domain is even worse.When the= content comes from the same domain, there are no default security restrict= ions in place. Embedded content can access the complete loaded browser DOM= and manipulate everything.It kind of makes sense that content on th= e same domain should be safe. The risk here primarily stems from user-gener= ated content that is re-hosted in the iframe.A Sandboxed ApproachThese valid security= concerns hadn=E2=80=99t been properly addressed by a standards body for a= long time. Without a clear W3C standard, it was essential to somehow secur= e the host from framed content. For example, Microsoft provided a proprietary implementation of iframe= security in Internet Explorer 8. Others picked it up and discussed= it as the baseline for their browsers as well. But standards have matured= greatly since IE8.Modern browsers including Chrome, Firefox, and IE10 Platform Preview are based on the W3C iframe sandbox attribute.Here=E2=80=99s what= we=E2=80=99ll build today with sandbox. See the demo here.Let=E2=80=99s begin by applying the sandb= ox. Just add it as empty attribute to the iframe element: That=E2=80=99s it!Now, iframe sandboxed conten= t is re-hosted in the browser with the following restrictions😛lugins are disabled. Any kind of ActiveX, Flash, or Silver= light plugin will not be executed.Forms are disabled. The hosted content is not allowed to make forms post back to any targe= t.Scripts are disabled. JavaScript is disabled an= d will not execute.Links to other browsing contexts are di= sabled. An anchor tag targeting different browser levels will not= execute.Unique origin treatment. All content is= treated under a unique origin. The content is not able to traverse the DOM= or read cookie information.This means that even content comin= g from the same domain is treated with the cross-domain policy, as each iframe content will be viewed as a unique origin.Embedded= content is only permitted to display information. No other action= s can be done inside the iframe that could compromise the host= ing website or take advantage of the users=E2=80=99 trust.Checking= for the Sandbox AttributeWe know that an iframe is an= open gate. We know that the sandbox attribute locks down secu= rity of hosted content. The decision is clear: Use iframe elements just with the sandbox attribute!Y= ou can confirm that the browser supports the iframe sand= box attribute with a simple check in JavaScript:if("sandbox= " in document.createElement("iframe")) { // render the iframe element ... } else { // embed content through other ways, // as the browser does not support the sandbox } If it is supported, just use the sandbox attribute.= If not, try to embed the content through other ways or encourage the user= with a message that they should upgrade to a modern browser.Customizing the SandboxThere are cases where you=E2=80=99ll need some level of customizatio= n on the restrictions, which is absolutely possible.Several attribut= e values relax the standard sandbox policy =E2=80=A6allow-formsIf you want to enable forms post back within the iframe el= ement, you just specify the allow-forms value for the sa= ndbox attribute. If this value is present, the embedded page is allowed to post bac= k using a form submit within the frame.allow-scriptsJavaScr= ipt is a powerful language and is often used to have dynamic interactions= on the client side without resending information to the server. But that= power also brings risks when re-hosting foreign web pages. = Therefore, you should carefully consider whether you really want to enable= JavaScript in iframe scenarios=E2=80=94especially when the co= ntent is from an unknown source. Enabling JavaScript is don= e through the allow-scripts value. allow-same-originBy default, an IFRAME page= from the same domain has the possibility to access the parent=E2=80=99s do= cument object model.With the sandbox attribute in place= , the page will be treated as not being from the same origin. This page has= no access to the resources, even when coming from the same domain.T= o re-enable same-origin treatment in a sandboxed scenario, you have to spec= ify the allow-same-origin attribute. The value itself is not very helpful, as you need some script capa= bilities to make use of it.For example, if you want to access the lo= cal storage of the current domain like this:function loadFromStora= ge(key) { if(localStorage) { return localStorage.getItem(key); } }); =E2=80=A6 you also need the allow-scripts value:= Now access works!But be warned: allowing multiple scripts= in the same sandbox can lead to security vulnerabilities. For example, you= r hosted content can manipulate the attributes of the sandbox and remove fu= rther restrictions.allow-top-navigationWhen you use the sandbox attribute, anchor targeting other browsing contexts are= ignored and not executed by default. This protects the website hosting the= iframe content from being replaced by the hosted content.= For example, this link would not be executed in the default sandbox, as= the target would replace the complete web page:Click me Relaxing this policy is only recommended if you trust the content= you host. ms-allow-popupsSometimes it is useful to allow embedded= content opening up new popup windows. A perfect example is a mapping servi= ce like Bing Maps.When embedding Bing Maps, additional functionality= like driving directions or destination details can be looked up in popup= windows. But since sandbox prohibits this, there=E2=80=99s a= setting in Internet Explorer 10 that will enable popups without compromisi= ng the sandbox.The following code show aslymarly: yaman men sowmana okdeda.... pаňkelle: Разные ■□▢▣▤▥▦▧▨▩▪▫▬▭▮▯▰▱◆◇◈◊◘◧◨◩◪◫▀▁▂▃▄▅▆▇█▉▊▋▌▍▎▏▐░▒▓▔▕◙◚◛◜◝◞◟◠◡◉◊○◌◍◎●◐◑◒◓◔◕◖◗§ ◢◣◤◥ ◦─━│┃┄┅┆┇┈┉┊┋⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡☈☉☊☋☌☍〇〈〉《》「」『』【】〒〓〔〕〖〗〘〙〚〛〜〝〞〟〡〢〣〤〥〦〧〨〩〪〭〫〬〰〱〲〳〴 Символы валюты: $₠ ₡ ₢ ₣ ₤ ₥ ₦ ₧ ₨ ₩ ₪ ₫ € Обычные .,'?!-()@/:_;+&%*=£€$¥¤[]{}\~^№§#|¿ ə ˆ ˇ ˉ ˘ ˙ ˚ ˛ ˜ ; ΄ ΅ ° ± ´( ) § ¶ …‘ ’ ” “ ^ _ { | } ~ ¡ ¢ £ ¤ ¥ ¦ Цифры₀₁₂₃₄₅₆₇₈₉⁰¹²³⁴⁵⁶⁷⁸⁹ⁿ½⅓¼⅔¾⅕⅖⅗⅘⅙⅚⅛⅜⅝⅞⅟ⅱⅲⅳⅴⅵⅶⅷⅸⅹⅺⅻⅡⅢⅣⅤⅥⅦⅧⅨⅩⅪⅫ❶❷❸❹❺❻❼❽❾❿➀➁➂➃➄➅➆➇➈⒈⒉⒊⒋⒌⒍⒎⒏⒐⒑⒒⒓⒔⒕⒖⒗⒘⒙⒚⒛①②③④⑤⑥⑦⑧⑨⑩⑪⑫⑬⑭⑮⑯⑰⑱⑲⑳⑴⑵⑶⑷⑸⑺⑻⑼⑽⑾⑿⒀⒂⒃⒄⒅⒆⒇Китайские цифры㈠㈡㈢㈣㈤㈥㈦㈧㈨Сокращения␤␡␠␟␞␝␜␛␚␙␘␗␖␕␔␓␒␑␐␏␎␊␌␋␊␉␈␇␆␅␄␃␂␁␀㍱ ㍲ ㍳ ㍴ ㍵ ㍶ ㎀ ㎁ ㎂ ㎃ ㎄ ㎅ ㎆ ㎇ ㎈ ㎉ ㎊ ㎋ ㎌ ㎍ ㎎ ㎏ ㎐ ㎑ ㎒ ㎓ ㎔ ㎕ ㎖ ㎗ ㎘ ㎙ ㎚ ㎛ ㎜ ㎝ ㎞ ㎟ ㎠ ㎡ ㎢ ㎣ ㎤ ㎥ ㎦ ㎧ ㎨ ㎩ ㎪ ㎫ ㎬ ㎭ ㎮ ㎯ ㎰ ㎱ ㎲ ㎳ ㎴ ㎵ ㎶ ㎷ ㎸ ㎹ ㎺ ㎻ ㎼ ㎽ ㎾ ㎿ ㏀ ㏁ ㏂ ㏃ ㏄ ㏅ ㏆ ㏇ ㏈ ㏉ ㏊ ㏋ ㏌ ㏍ ㏎ ㏏ ㏐ ㏑ ㏒ ㏓ ㏔ ㏕ ㏖ ㏗ ㏘ ㏙ ㏚ ㏛ ㏜ ㏝ ㏒ ㏑ ㎎ ㎏ ㎜ ㎝ ㎞ ㎡ ㏄ ㏎ ㏕ ℡ ™ ℠ ℗ © ®Математические символы℅ℓ№Ω℮⅓⅔⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑−∕∙√∛∜∝∞&ang90;∠∡∢∣∤∥∦∧∨∩∪∫∬∭∮∯∰∱∲∳∴∵∶∷∸∹∺∻∼∽∾∿≀≁≂≃≄≅≆≇≈≉≊≋≌≈≎≏≐≑≒≓≔≕≖≗≘≙≚≛≜≝≞≟≠≡≢≣≤≥≦≧≨≩≪≫≬≭≮≯⩽̸⩾̸≲≳≴≵≶≷≸≹≺≻&cupre;&sscue;≾≿⊀⊁⊂⊃⊄⊅⊆⊇⊈⊉⊊⊋⊌⊍⊎⊏⊐⊑⊒⊓⊔⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡⊢⊣⊤⊥⊦⊧⊨⊩⊪⊫⊬⊭⊮⊯⊰⊱⊲⊳⊴⊵⊶⊷⊸⊹⊺⊻⊼⊽⊾⊿⋀⋁⋂⋃⋄⋅⋆⋇⋈⋉⋊⋋⋌⋍⋎⋏⋐⋑⋒⋓⋔⋕⋖⋗⋘⋙⋚⋛⋜⋝⋞⋟⋠⋡⋢⋣⋤⋥⋦⋧⋨⋩⋪⋫⋬⋭⋮⋯⋰⋱∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡⌀⌂⌃⌄⌅⌆⌇⌈⌉⌊⌋⌌⌍⌎⌏⌐⌑⌒⌓⌔⌕⌖⌗⌘⌙⌚⌛⌜⌝⌞⌟⌠⌡⌢⌣⌤⌥⌦⌧⌨⟨⟩⌫⌬⌭⌮⌯⌰⌱⌲⌳⌴⌵⌶⌷⌸⌹⌺⌻⌼⌽⌾⌿⍀⍁⍂⍃⍄⍅⍆⍇⍈⍉⍊⍋⍌⍍⍎⍏⍐⍑⍒⍓⍔⍕⍖⍗⍘⍙⍚⍛⍜⍝⍞⍟⍠⍡⍢⍣⍤⍥⍦⍧⍨⍩⍪⍫⍬⍭⍮⍯⍰⍱⍲⍳⍴⍵⍶⍷⍸⍹⍺Линии┌┊┎┏┐┑┒┓└┕┖┗┘┙┚┛├┝┞┟┠┡┢┣┤┥┦┧┨┩┪┫┬┭┮┯┰┱┲┳┴┵┶┷┸┹┺┻┼┽┾┿╀╁╂╃╄╅╆╇╈╉╊╋╌╍╎╏⑊═║╒╓╔╕╖╗╘╙╚╛╜╝╞╟╠╡╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬╭╮╯╰╱╲╳╴╵╶╷╸╹╺╻╼╽╾╿╢{ } ( ) 【 】〖 〗 ︻ ︼ ┠ ┨ ┏ ┓ ┗ ┛ ﹃ ﹄ ┌ ┐ └ ┘ &ang90; 「 」 { } ( ) 『』[ ] 〈 〉 《 》 «» ‹› 〔 〕 〘 〙 〚 〛 ︴ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︻ ︼ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂⊥﹃﹄﹃ ﹄⑉⑈⑇⑆⑅⑄⑃⑂⑁⑀ Кресты✕✖✗✘✙✚✛✜✝✞✟✠❖✢✣✤✥☥☦☧☨☩Шахматы и карты♙♖♘♗♕♔♚♛♜♝♞♜♟♡♤♢♧♥♠♦♣Текст⒜⒝⒞⒟⒠⒡⒢⒣⒤⒥⒦⒧⒨⒩⒪⒫⒬⒭⒮⒯⒰⒱⒲⒳⒴⒵ⒶⒷⒸⒹⒺⒻⒼⒽⒾⒿⓀⓁⓂⓃⓄ⓪ⓅⓆⓇⓈⓉⓊⓋⓌⓍⓎⓏⓐⓑⓒⓓⓔⓕⓖⓗⓘⓙⓚⓛⓜⓝⓞⓟⓠⓡⓢⓣⓤⓥⓦⓧⓨⓩ℀℁ℂ℃℄℅℆ℇ℈℉ℊℋℌℍℎℐℑℒℓ℔ℕ№℘ℙℚℛℜ℞℟℣ℤ℥Ω℧ℨ℩KÅℬℭ℮ℯℰℱℲℳℴℵℶℷℸξฟαδηχκνδψτСтрелки➔➘➙➚➛➜➝➞➟➠➡➢➣➤➥➦➧➨➩➪➫➬➭➮➯➱➲⇧⇨⇦➳➴➵➶➷➸➹➺➻➼➽➾✒✑▲△▼▽►◄▶▷◀◁⊳⊲▴▵▾▿▸▹◂◃◅⍋⇋⇌⇐⇑⇒⇓⇔⇕⇖⇗⇘⇙⇚⇛←↑→↓↔↕↖↗↘↙↸↹↚↛↜↝↞↟↠↡↢↣↤↥↦↧↨↩↪↫↬↭↮↯↰↱↲↳↴↵↶↷↺↻↼↽⇀⇁⇂⇃⇄⇅⇆⇇⇈⇉⇊⇜↝⇞⇟⇠⇡⇢Знаки зодиака♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓Снежинки и звездочки ✱✲❊❋✻✼✽✳✴✵✺❃❄❅❆✾❀❁✿★☆✡✩❂✪✫✬✭✮✯✰✶✷✸✹⍣≛⁂∗⋆Фигурки и рисунки☀☎☏☠☢☤☪✎✏✐✑✒✉✆✌✊☁♨☃☄☂⍭☣☫☬☭☮✇☯☸☹☺☻☚☛☜☝☞☟✁✂✃✄✈❖☽☾☿♀♁♂♃♄♅♆♇♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓☰☱☲☳☴☵☶☷❜❝❞❡❢❣❤❥❦❧☼✓✔☐☑☒☓〷〿❍❏❐❑❒☡♩♪♫♬♭ ♮ ♯〶〄々〆〠〥♨ↀↁↂ�'็ึฐÞ:รฉ฿ี » ~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åïðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ '็ึฐÞ:รฉ฿ี? »~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åï`ðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ pаňkelle: Разные ■□▢▣▤▥▦▧▨▩▪▫▬▭▮▯▰▱◆◇◈◊◘◧◨◩◪◫▀▁▂▃▄▅▆▇█▉▊▋▌▍▎▏▐░▒▓▔▕◙◚◛◜◝◞◟◠◡◉◊○◌◍◎●◐◑◒◓◔◕◖◗§ ◢◣◤◥ ◦─━│┃┄┅┆┇┈┉┊┋⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡☈☉☊☋☌☍〇〈〉《》「」『』【】〒〓〔〕〖〗〘〙〚〛〜〝〞〟〡〢〣〤〥〦〧〨〩〪〭〫〬〰〱〲〳〴 Символы валюты: $₠ ₡ ₢ ₣ ₤ ₥ ₦ ₧ ₨ ₩ ₪ ₫ € Обычные .,'?!-()@/:_;+&%*=£€$¥¤[]{}\~^№§#|¿ ə ˆ ˇ ˉ ˘ ˙ ˚ ˛ ˜ ; ΄ ΅ ° ± ´( ) § ¶ …‘ ’ ” “ ^ _ { | } ~ ¡ ¢ £ ¤ ¥ ¦ Цифры₀₁₂₃₄₅₆₇₈₉⁰¹²³⁴⁵⁶⁷⁸⁹ⁿ½⅓¼⅔¾⅕⅖⅗⅘⅙⅚⅛⅜⅝⅞⅟ⅱⅲⅳⅴⅵⅶⅷⅸⅹⅺⅻⅡⅢⅣⅤⅥⅦⅧⅨⅩⅪⅫ❶❷❸❹❺❻❼❽❾❿➀➁➂➃➄➅➆➇➈⒈⒉⒊⒋⒌⒍⒎⒏⒐⒑⒒⒓⒔⒕⒖⒗⒘⒙⒚⒛①②③④⑤⑥⑦⑧⑨⑩⑪⑫⑬⑭⑮⑯⑰⑱⑲⑳⑴⑵⑶⑷⑸⑺⑻⑼⑽⑾⑿⒀⒂⒃⒄⒅⒆⒇Китайские цифры㈠㈡㈢㈣㈤㈥㈦㈧㈨Сокращения␤␡␠␟␞␝␜␛␚␙␘␗␖␕␔␓␒␑␐␏␎␊␌␋␊␉␈␇␆␅␄␃␂␁␀㍱ ㍲ ㍳ ㍴ ㍵ ㍶ ㎀ ㎁ ㎂ ㎃ ㎄ ㎅ ㎆ ㎇ ㎈ ㎉ ㎊ ㎋ ㎌ ㎍ ㎎ ㎏ ㎐ ㎑ ㎒ ㎓ ㎔ ㎕ ㎖ ㎗ ㎘ ㎙ ㎚ ㎛ ㎜ ㎝ ㎞ ㎟ ㎠ ㎡ ㎢ ㎣ ㎤ ㎥ ㎦ ㎧ ㎨ ㎩ ㎪ ㎫ ㎬ ㎭ ㎮ ㎯ ㎰ ㎱ ㎲ ㎳ ㎴ ㎵ ㎶ ㎷ ㎸ ㎹ ㎺ ㎻ ㎼ ㎽ ㎾ ㎿ ㏀ ㏁ ㏂ ㏃ ㏄ ㏅ ㏆ ㏇ ㏈ ㏉ ㏊ ㏋ ㏌ ㏍ ㏎ ㏏ ㏐ ㏑ ㏒ ㏓ ㏔ ㏕ ㏖ ㏗ ㏘ ㏙ ㏚ ㏛ ㏜ ㏝ ㏒ ㏑ ㎎ ㎏ ㎜ ㎝ ㎞ ㎡ ㏄ ㏎ ㏕ ℡ ™ ℠ ℗ © ®Математические символы℅ℓ№Ω℮⅓⅔⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑−∕∙√∛∜∝∞&ang90;∠∡∢∣∤∥∦∧∨∩∪∫∬∭∮∯∰∱∲∳∴∵∶∷∸∹∺∻∼∽∾∿≀≁≂≃≄≅≆≇≈≉≊≋≌≈≎≏≐≑≒≓≔≕≖≗≘≙≚≛≜≝≞≟≠≡≢≣≤≥≦≧≨≩≪≫≬≭≮≯⩽̸⩾̸≲≳≴≵≶≷≸≹≺≻&cupre;&sscue;≾≿⊀⊁⊂⊃⊄⊅⊆⊇⊈⊉⊊⊋⊌⊍⊎⊏⊐⊑⊒⊓⊔⊕⊖⊗⊘⊙⊚⊛⊜⊝⊞⊟⊠⊡⊢⊣⊤⊥⊦⊧⊨⊩⊪⊫⊬⊭⊮⊯⊰⊱⊲⊳⊴⊵⊶⊷⊸⊹⊺⊻⊼⊽⊾⊿⋀⋁⋂⋃⋄⋅⋆⋇⋈⋉⋊⋋⋌⋍⋎⋏⋐⋑⋒⋓⋔⋕⋖⋗⋘⋙⋚⋛⋜⋝⋞⋟⋠⋡⋢⋣⋤⋥⋦⋧⋨⋩⋪⋫⋬⋭⋮⋯⋰⋱∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡⌀⌂⌃⌄⌅⌆⌇⌈⌉⌊⌋⌌⌍⌎⌏⌐⌑⌒⌓⌔⌕⌖⌗⌘⌙⌚⌛⌜⌝⌞⌟⌠⌡⌢⌣⌤⌥⌦⌧⌨⟨⟩⌫⌬⌭⌮⌯⌰⌱⌲⌳⌴⌵⌶⌷⌸⌹⌺⌻⌼⌽⌾⌿⍀⍁⍂⍃⍄⍅⍆⍇⍈⍉⍊⍋⍌⍍⍎⍏⍐⍑⍒⍓⍔⍕⍖⍗⍘⍙⍚⍛⍜⍝⍞⍟⍠⍡⍢⍣⍤⍥⍦⍧⍨⍩⍪⍫⍬⍭⍮⍯⍰⍱⍲⍳⍴⍵⍶⍷⍸⍹⍺Линии┌┊┎┏┐┑┒┓└┕┖┗┘┙┚┛├┝┞┟┠┡┢┣┤┥┦┧┨┩┪┫┬┭┮┯┰┱┲┳┴┵┶┷┸┹┺┻┼┽┾┿╀╁╂╃╄╅╆╇╈╉╊╋╌╍╎╏⑊═║╒╓╔╕╖╗╘╙╚╛╜╝╞╟╠╡╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬╭╮╯╰╱╲╳╴╵╶╷╸╹╺╻╼╽╾╿╢{ } ( ) 【 】〖 〗 ︻ ︼ ┠ ┨ ┏ ┓ ┗ ┛ ﹃ ﹄ ┌ ┐ └ ┘ &ang90; 「 」 { } ( ) 『』[ ] 〈 〉 《 》 «» ‹› 〔 〕 〘 〙 〚 〛 ︴ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂ ︵ ︶ ︷ ︸ ︹ ︺ ︻ ︼ ︽ ︾ ︿ ﹀ ﹁ ﹂⊥﹃﹄﹃ ﹄⑉⑈⑇⑆⑅⑄⑃⑂⑁⑀ Кресты✕✖✗✘✙✚✛✜✝✞✟✠❖✢✣✤✥☥☦☧☨☩Шахматы и карты♙♖♘♗♕♔♚♛♜♝♞♜♟♡♤♢♧♥♠♦♣Текст⒜⒝⒞⒟⒠⒡⒢⒣⒤⒥⒦⒧⒨⒩⒪⒫⒬⒭⒮⒯⒰⒱⒲⒳⒴⒵ⒶⒷⒸⒹⒺⒻⒼⒽⒾⒿⓀⓁⓂⓃⓄ⓪ⓅⓆⓇⓈⓉⓊⓋⓌⓍⓎⓏⓐⓑⓒⓓⓔⓕⓖⓗⓘⓙⓚⓛⓜⓝⓞⓟⓠⓡⓢⓣⓤⓥⓦⓧⓨⓩ℀℁ℂ℃℄℅℆ℇ℈℉ℊℋℌℍℎℐℑℒℓ℔ℕ№℘ℙℚℛℜ℞℟℣ℤ℥Ω℧ℨ℩KÅℬℭ℮ℯℰℱℲℳℴℵℶℷℸξฟαδηχκνδψτСтрелки➔➘➙➚➛➜➝➞➟➠➡➢➣➤➥➦➧➨➩➪➫➬➭➮➯➱➲⇧⇨⇦➳➴➵➶➷➸➹➺➻➼➽➾✒✑▲△▼▽►◄▶▷◀◁⊳⊲▴▵▾▿▸▹◂◃◅⍋⇋⇌⇐⇑⇒⇓⇔⇕⇖⇗⇘⇙⇚⇛←↑→↓↔↕↖↗↘↙↸↹↚↛↜↝↞↟↠↡↢↣↤↥↦↧↨↩↪↫↬↭↮↯↰↱↲↳↴↵↶↷↺↻↼↽⇀⇁⇂⇃⇄⇅⇆⇇⇈⇉⇊⇜↝⇞⇟⇠⇡⇢Знаки зодиака♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓Снежинки и звездочки ✱✲❊❋✻✼✽✳✴✵✺❃❄❅❆✾❀❁✿★☆✡✩❂✪✫✬✭✮✯✰✶✷✸✹⍣≛⁂∗⋆Фигурки и рисунки☀☎☏☠☢☤☪✎✏✐✑✒✉✆✌✊☁♨☃☄☂⍭☣☫☬☭☮✇☯☸☹☺☻☚☛☜☝☞☟✁✂✃✄✈❖☽☾☿♀♁♂♃♄♅♆♇♈♉♊♋♌♍♎♏♐♑♒♓☰☱☲☳☴☵☶☷❜❝❞❡❢❣❤❥❦❧☼✓✔☐☑☒☓〷〿❍❏❐❑❒☡♩♪♫♬♭ ♮ ♯〶〄々〆〠〥♨ↀↁↂ�'็ึฐÞ:รฉ฿ี » ~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åïðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ █▌▐░▒▓■□▪▫▬▲►▼◄◊○●◘◙◦☺☻ ☼♀♂♠♣♥♦♪♫ ‘’‚‛“”„†‡•…‰′″‹›‼ ‾♨☺☻♪♫☼♂♀♥♦♣♠>℅ℓ№Ω℮⅛⅜⅝⅞¼½¾∂∆∏∑ −∕∙√∞&ang90;∩∫≈≠≡≤≥⌂⌐⌠⌡► ◄๑ ♥ ₪ ø☻ ت ♣ Ω ♠ ☺ ←↑→↓♠♣♥◦◦♠♣♥♦¡¢£¤¨ª«¬°±²³´ '็ึฐÞ:รฉ฿ี? »~*«"·'""'€"њ ©(tm)џљ¶,±·«ґ°>ػ ¹½«·¹©³'¶2æÐ้โ''''""" *...1/1M☺♥♦♣♠>¼½¾√∞≈≠≤≥๑₪øΩ☺←↑→↓◦¡¢£¤¨ª«¬°±²³Ω←↑→↓√∞≠๖₪๑¹²³°´¬*◦±¦µ¶*¸¹º»¿ə©®(tm)§¶○ت ∆╪╫╬▀▄█▌▐░▒▓■□▪▫▬₣₤µ*¸¹º»¼½¾⅛⅜⅝⅞¿əˆˇˉ˘˙˚˛˜˝̣̀́̃̉΄΅ --¬¯°²³´ ♥█◄►░▒▓@&© ® (tm) §◘◙◦☺☻☼♀♂♠♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♣♪♫■□▪▫▬▲►▼►◊○●←↑→↓↔↕¤¢°¹²³¼½¾%♥♠♣☀♦«»њЉ√ÿ♠♣☀♦«»њЉ√ÿ←≈◦˜رح☺°←¢®© ╔╗Ω∂ ╚╝║بوش Θ Ξ Ψ ø ß Σ Δ Λ Ǫ÷Ðå|q þ ި¯צµ¬ð°±Åï`ðÿ³θصحصح م حاضرهط راسجةقيعصتدeش استغفراللهصحصح مسرحاص حاضرهطي راسجةقيعصتدش ΑΒΓΔΕ ΖΗΘΙΚΛΜΝΞΟΠΡΣΤΥΦΧΨΩαβγδεζηθικ λμνξοπρςστυφχψωŒœŠšЇ₣ΣŦŁł←↑→↓⇒ ⇔①∀┼∂∃∇┼∈∋∑√№∝∞∠∧∨∩∪∫∴≠≡⊂⊃⊆⊇⊂⊃ ⊆⊇⊥⌈⌋┘┌&ang90;ハィァ〠๖₪๑◊♀♂『』¼½¾¹²³°´、¬ •◦▪▫±¦★☆♪♭♯ッヅツゾシジµ¶•¸¹º»¼½¾¿ ə © ® ™ § ¶ ╞╟╠╡╢╣╤╥╦╧╨╩╪╫╬▀▄ NitrogeN: Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 1 __________________________________ LÜZUMSUZ BİLGİLER ANSİKLOPEDİSİ 2 Tamer Korugan Aykırı Yayıncılık _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 2 __________________________________ MaximumBilgi.com Notu: Bu kitabın tamamı sitemizde bulunan "Genel Kültür", "Bilim" ve "Sağlık" bölümlerine de dağıtılmıştır. İÇİNDEKİLER 1. Adetler 1.01. Niçin tespih çekiyoruz ? 1.02. l Nisan şakasının kökeni nedir? 1.03. Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? 1.04. Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? 1.05. İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? 1.06. Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? 1.07. Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? 1.08. Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? 1.09. Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? 1.10. Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? 1.11. Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? 1.12. Mezara niçin çiçek konulur? 1.13. İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar? 1.14. Aşçıbaşılar niçin o acayip şapkaları giyerler? 2. Günlük yaşam 2.01. Aynı tarih niçin her yıl farklı güne geliyor? 2.02. İnsanlar ne zamandan beri ayakkabı giyiyor? 2.03. Filmlerde tekerlekler niçin ters döner? 2.04. Arabaların arka camları niçin tam açılamıyor? 2.05. Satrançta şah niçin o kadar pasiftir? 2.06. Bir hafta niçin 7 gündür? 2.07. Gün ve ay isimleri nereden geliyor? 2.08. Müzik notaları nasıl bulunmuştur? 2.09. İnsanlar niçin değişik dillerde konuşuyorlar? 2.10. Lodos insanı niçin hasta eder? 2.11. Niçin otellerin kapıları döner kapıdır? 2.12. Saatin saniye göstergesi ne işe yarıyor? 2.13. Elmas gibi değerli bir taş, cam kesmede nasıl kullanılıyor? 2.14. Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar? 2.15. Nöbetçi kulübelerinde niçin kum torbaları var? 2.16. Cam neden saydamdır? 2.17. Banyodaki havlular niçin çabucak kokuyor? 2.18. Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 3 __________________________________ 3. İnsan 3.01. İnsanın niçin kuyruğu yok?. 3.02. Süt vermedikleri halde niçin erkeklerin memeleri var? 3.03. Çinlilerin gözleri niçin çekiktir? 3.04. İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? 3.05. Akıl ile zeka arasındaki fark nedir? 3.06. Zeka testi nedir, ne işe yarar? 3.07. İnsanlar kızgın kömür ateşi üzerinde nasıl yürüyebiliyorlar? 3.08. Niçin kadınlardan meşhur ressam veya besteci yok? 3.09. Beyin kapasitemizin yüzde onunu kullandığımız doğru mudur?. 3.10. Erkeklerin beyni kadınınkinden büyük müdür? 3.11. Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? 3.12. Sıkıldığımız zaman avuçiçlerimiz niçin terler? 3.13. Niçin kadınlar erkeklerden daha çok yaşıyor? 3.14. Tüm canlılar baktıklarında aynı şeyi mi görüyorlar? 3.15. Niçin gözyaşı dökeriz? 3.16. Biyolojik beden saati nedir? 3.17. Üç yaşından daha önce olanları niçin hatırlayamıyoruz? 3.18. İnsanların yüzlerini nasıl birbirinden ayırt edebiliyoruz? 3.19. Parmaklarımızın uzunlukları niçin birbirlerinden farklı? 3.20. İnsan ile hayvanın birleşmesinden canlı doğabilir mi? 3.21. Beyin hücrelerimiz sürekli ölüyorlar mı? 3.22. Derimiz olmasaydı ne olurdu? 3.23. Yemekten sonra denizde yüzmek tehlikeli midir? 3.24. Ateş ölçmek için termometre niçin dilin altına konuluyor? 3.25. Sinirlenmek bir hastalık mıdır? 3.26. İnsanlar niçin çiklet çiğner? 3.27. Nasıl koku alırız? 4. Hayvanlar dünyası 4.01. Deve kuşları niçin başlarını kuma gömerler? 4.02. Hint fakiri kobra yılanını nasıl oynatıyor? 4.03. Develerin hörgüçlerinde ne var? 4.04. Arılar niçin bal yaparlar? 4.05. Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak diğer tarafı sivridir? 4.06. Kuşlar nasıl konuşabiliyorlar? 4.07. Fillerin kulakları niçin büyüktür? 4.08. Atlara niçin gözlük takıyorlar? 4.09. Ateş böceği nasıl ışık saçıyor? 4.10. Böcekler mi üstündür, insanlar mı? 4.11. Kuşlar dünyasında niçin erkekler daha süslü? 4.12. Kediler balık ve sütü niçin severler? 4.13. Kuşlar göç ettikten sonra niçin geri dönerler? 4.14. Arıların bal petekleri niçin altıgendir? 4.15 Horozlar niçin sabah erkenden öterler? 4.16. Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyorlar? 4.17. Kuşlar nasıl tek ayakları üzerinde uyuyabiliyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 4 __________________________________ 4.18. Ortalıkta niçin ölü güvercin görmüyoruz? 5. Teknoloji 5.01. Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? 5.02. Güneş ışığında kararan gözlük camları nasıl yapılıyor? 5.03. Uçakları niçin karakutunun malzemesinden yapmıyorlar? 5.04. Doktorlar niçin dizimize çekiçle vuruyorlar? 5.05. Uçan balonlar ne kadar yükseğe çıkabilir? 5.06. Kaç tane uçan balon bir insanı uçurabilir? 5.07. Hızlı okuma tekniği nedir? 5.08. Radyasyon nedir? 5.09. Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? 5.10. Satranç ustası bilgisayar niçin iyi tavla oynayamıyor? 5.11. Telefonda ses ne kadar hızlı gidiyor? 5.12. Matematikte niçin (-2) ile (-2)'nin çarpımı (+4)'dür? 5.13. Vakum nedir? 5.14. Radyonun sesi açılınca pili daha çabuk mu biter? 5.15. Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutabiliyor? 5.16. İmdat çağrısı 'S.O.S.'in anlamı nedir? 5.17. Romen rakamlarını hesaplamada niçin kullanmıyoruz? 5.18. Pusulalar gerçekten kuzeyi mi gösteriyor? 5.19. Antifiriz, suyun donmasını nasıl önlüyor? 5.20. Ne zamandan beri insanlar gözlük kullanıyorlar? 6. Yiyecek ve İçecekler 6.01. Beyaz ve kahverengi yumurtalar arasındaki fark nedir? 6.02. Düdüklü tencere yiyeceği nasıl çabuk pişiriyor? 6.03. Ispanaktaki demir insanı gerçekten güçlü kılar mı? 6.04. Bal, bebekler için zararlı olabilir mi? 6.05. Gıdaları muhafaza etmek için niçin donduruyoruz? 6.06. Şarap niçin yıllandıkça güzelleşir? 6.07. Arı sütü nedir? 6.08. İnsan sadece havuç yerse teni turuncu olur mu? 6.09. Balık yemek zekayı arttırır mı? 6.10. Çayı kim keşfetti? 6.11. Bira niçin köpürür? 6.12. Kafeinin ne kadarı zararlıdır? 6.13. Soğuk bir şey yediğimizde niçin başımız ağrıyor? 7. Dünyamız ve Gökyüzü 7.01. Çin Şeddi uzaydan bakıldığında görülebilir mi? 7.02. Evrende yolculuk nasıl olurdu? 7.03. Dünya tarihinde bu güne kadar kaç insan yaşadı? 7.04. Uzay aracının içinde yerçekimi niçin sıfırdır? 7.05. Ay'sız Dünya nasıl olurdu? 7.06. Kuyruklu yıldızların niçin kuyrukları var? 7.07. Ay'ın nasıl oluştuğu niçin hala bilinemiyor? _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ 5 __________________________________ 7.08. Ay'ın sahibi kimdir? 7.09. Yıldız kayması nasıl oluyor? 7.10. Gökkuşağı niçin yuvarlaktır? 7.11. Barometre ne işe yarar? 7.12. Güneş daha ne kadar süre ısı ve ışık verebilir? TAMER KORUGAN 1948 yılında Ankara'da doğan Tamer Korugan, ilk ve ortaöğrenimin ardından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi'ne girerek lisans ve master eğitimini burada tamamladı. Evli ve iki çocuk sahibi olan Korugan'ın ilk kitabı Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi Temmuz 2001'de yine Aykırı Yayıncılık'tan çıktı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 6 1 ADETLER 1.01 Niçin Tespih Çekiyoruz? Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır. Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan'dan doğuya, sonra Ortadoğu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır. Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed'in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam'da Peygamber'in namaz kılarken sünneti olan 'Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor. Yüce Yaratıcı'ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de 'tespih' adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir. 500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi. Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır. Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 7 sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor. Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar. 1.02 l Nisan şakasının kökeni nedir? Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa'da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25'inde başlardı. 1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan'da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler. Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne 'Bütün Aptalların Günü' adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere'ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika'ya ve bütün dünyaya yayıldı. l Nisan şakalarının sembolünün 'Nisan Balığı' olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş'in Balık Burcu'nu terk ediyor olmasıdır. 1.03 Düğünlerde niçin pasta kesiliyor? Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar. Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 8 Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler. Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar. Adet hızla Avrupa'nın batısına, oradan da İngiltere'ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere'de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu. İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi. 1.04 Doğum gününde pasta kesmek adeti nereden geliyor? Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır. Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde 'kek' demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya'da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya'da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu. Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu. Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 9 hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti. Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır. 1.05 İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar? Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır. Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır. Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen 'mükemmel' diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, 'çınnn' sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz. Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi. Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan 'çın' sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi. 1.06 Çinliler yiyeceklerini niçin çubuklarla yerler? Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 10 Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış. Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış. Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş. Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin'i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar. 1.07 Yılbaşında çam ağacı süsleme adeti nereden geliyor? Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların 'cennet ağacı' adını verdikleri ve Adem ile Havva'nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı. 15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa'ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika'ya da taşınmıştır. Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler. Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa'da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık'tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 11 Bu adet Avrupa'da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı. Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin 'karanlığın bitişi' ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa'nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü. Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur. Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor. 1.08 Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir? Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. 'İyi ki doğdun -isim-' veya 'mutlu yıllar sana' şeklinde söylenen doğum günü şarkısı. Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893'de ABD'de, Kentucky'de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da 'Good Morning to All' yani 'Herkese Günaydın' idi. Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred'in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916'da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı 'Happy Birthday' (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı. Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini 'Happy birthday to you' olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu. Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway'de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 12 vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler. Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü. Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi'ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur. 1.09 Ne zamandan beri çatal ve kaşık kullanıyoruz? Avrupa'da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı. Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye'de Çatal Höyük'de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır. Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana'da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar "Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir" diye şiddetle karşı çıktılar. İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı. Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa'da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı. Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır. En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur. _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 13 1.10 Yemek yerken çatal niçin sol elde tutuluyor? Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz. Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler. Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır. Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700'lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti. Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti. Avrupa'da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar. Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor. 1.11 Anneler günü ne zamandan beri kutlanıyor? Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı. Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 14 beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis'in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton'daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908'de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika'da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi. Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile. Sonunda 8 Mayıs 1914'de Senato'nun onayı, Başkan Wilson'ın da imzası ile Mayıs'ın ikinci pazarı 'Anneler Günü' olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu. Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu. Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti. Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re'da 1944'de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948'de 84 yaşında öldü. Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği'nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü 'Anneler Günü' olarak kutlanmaktadır. 1.12 Mezara niçin çiçek konulur? Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek _____________________________________________________________________ WWW.MAXIMUMBILGI.COM Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 2 Tamer Korugan ___________________________________ __________________________________ 15 bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır. Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklar

Опубликовано на сайте: ertir.com · Источник: копия Web Archive — ertir.com, 21 мая 2012 · Открыть оригинал ↗