Temel Ve Counter Strike (Turkce)

Fatality· · 1 348 gezek okaldy· halanan: 9teswirler.com

Temel Counter Strike oynarken hile yapmış, ama belli olmasın diye kimseye ateş etmemiş…

· Temel Counter Strike oynarken smoke hiç kullanmazmış sormuşlar cafenin duvarında ki yazıyı göstermiş NO SMOKING

· Temel Counter Strike oynarken ölenlerin başında iki dakika durup
sonra oyuna devam ediyormuş. Sormuşlar ölenlerin ruhuna fatiha okuyorum
demiş.

· Temel Counter Strike oynarken bir köşeye pusmuş takımından herkes
ölmüş. Tek kalmış, consola kill yazıp kendini öldürmüş. Sormuşlar
takımım olmadan ben bir hiçim demiş.

· Temel Counter Strike oynarken çok yaralanan ve health=10 olan
arkadaşlarını tereddütsüz vururmuş. Sormuşlar çok açı çekiy da ondan
furiyrum demiş.

· Temel Counter Strike oynarken 20 oyun hiç vurulmamış. Neden çünkü tek başına oynuyormuş.

· Temel Counter Strike oynarken karşı takımın oyncusuna sinsice
arkasında yaklaşmış tam bıçaklayacakken silahı çekip vurmuş. Sormuşlar
bıçağı kirletmek istemedim demiş.

· Temel Counter Strike oynarken birisi önüne flash atınca hemen
gözlerini kapatıyormuş ve içinden 10′a kadar sayıyormuş sonra oyuna
devam ediyormuş. Sormuşlar böyle yapınca flash etkilemiyor demiş.

· Temel Counter Strike oynarken kullandığı bıçağı çok kez bileyletmek istemiş.

· Temel Counter Strike oynarken çok prensip sahibiymiş ilk ona ateş edilmeden kimseye ateş etmezmiş.

· Temel Counter Strike oynarken rush yaparken geri kaçanlara çok
kızarmış. Ve rush sırasında hep arkadan gidermiş. Sormuşlar, herhangi
birisi rush’dan vazgeçerse onu ben vurucağım da ondan

· Temel Counter Strike oynarken askerde öğrendiklerini uygularmış her round’dan önce içtima alırmış..

· Temel Counter Strike yaratıcısı Sierra’ya bir çok kez e-mail
atmıştır ve istekte bulunmuştur. CS’deki sulak yerlerde hamsi üretme
izni almak için.

· Temel ile dursun Counter Strike oynamayı yeni öğreniyorlarmış.
Haritanın birinde turlarken Temel kaybolmuş. Dolaşıp dolaşıp duruyor
aynı yere çıkıyormuş. Hemen cep telefonundan Fadime’yi aramış ben
kayboldum eve biraz geç kalabilirim demiş.

· Temel’in Counter Strike oynadığı bir cafeden kurşun sesleri gelir
olay yerine gelen polisler direk Temel’i yakalarlar ve sorguya çekerler.

- Sen psikopat mısın len burası Teksas mı neden ateş ettin monitöre ?

- Valla amirum kurşunlar tükenünce ne yapacağimu pilemedum. Çektim benim
altıpatları firdum namussuzi. Ben oni furmasam o beni furacaktu. Canumi
zor kurtardum

Arhiwiň ýagdaýy

● Doly tekst

● 45/45 teswir saklanypdyr

Ýazylan saýty: teswirler.com · Çeşme: Web Archive nusgasy — ertir.com, 30 iýul 2012 ý. · Asyl sahypany gör ↗

Teswirler 45


AliCan babasının odasında prezervatif bulmuş. Baba bu ne demiş. Babası: Yavrum ben onunla fare öldürüyorum demiş.
- AliCan cevabı yapıştırmış: Baba fareleri s?ke s?ke mi öldürüyorsun?

Temel'in babası vefat eder... Cenazeye gelen bir aile dostu Temel'e
sorar: Nasıl oldu? Cevap: 30.kattan aşağıya düştü... Adam: Vah vah
desene çok feci ölmüş... Temel: Yok yok öyle ölmedi... tam yere
düşecekken manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi... Adam: Vah Vaah!
Daha şiddetli çakıldı o zaman. Temel: Yok! Karşıdaki kasabın tenteden
zıpladı bu sefer karşı binanın çatısına... Adam: Demek çatıya çarpıp
öldü. Temel: Yok ya! Çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti...
Adam: Deme ya! Çarpıldı o zaman... Temel: Yok canım teller yaylandı
babamı 200 metre yukarı fırlattı. Adam: 200 metreden yere çakıldı öyle
mi? Yazık... Temel: Yok ya yine en baştaki bakkalın tenteye... Adam:
Orda mı öldü? Temel: Yooo... Ordanda yine kasaba... En sonunda bunalan
adam Temel'e bağırarak sordu: Ulan nasıl öldü bu adam? Temel: Baktık
durmuyo... Vurduk!

Kalabalık bir belediye otobüsünde kadının biri haykırmış:
-Terbiyesiz
adam ,yeter artık! –Adam “Aman bayan ne oldu ki?” – “Daha ne olacak
geçtin arkama. Taksim den beri ayıptır be!” – Adam “Efendim yanlış
anladınız herhalde. Bugün aybaşı. Maaşımı aldım, cebimde o var. O
dokunmuş olacak.”

-Kadın “İyi de be Adam , Taksim'den Şişli'ye gelene kadar maaşına zam mı geldi? “

😆 😆 😆 super, ayratynam shol yumurtgaly Temel !!!!

ha ha ha, eyywayey bu bizim koyden deil gulup oldumow...

Nasıl yağmur nasıl fırtına, adam bir taksiye el kaldırır, taksi durur..
Adam gideceği yeri söyleyince, taksici kızarak Ohaa orası çok yakın
alamam seni der ve gazlar gider.. Adam çok bozulur ama sonra bir
şekilde evine gitmeyi başarır.. Ertesi gün şans eseri bir bakar ki, dün
geceki taksici, evinin önündeki taksi durağındadır ve üçüncü sıradadır..
Hemen plan yapar ve ilk taksi söförüne yanaşır:
- Ataköy'e kaça götürürsün ?
- 5 milyon
- Sana 20 milyon veririm ama bir kere verirsin.
- Hadi be sapık mısın, defol.. Adam bu cevabı alınca ikinci sıradaki taksiye yanaşır
- Ataköye kaça götürürsün ?
- 5 milyon
- Sana 20 milyon veririm ama bana bir kere verirsin
- Vay sapıkkk vayy defol sıra üçüncü taksiciye yani bizim taksiciye gelmistir.. Adam yanaşır:
- Ataköy'e kaça götürürsün ?
- 5 milyon
- Peki sana 20 milyon veririm ama bir sartım var
- Nedir ?
- Giderken diğer taksicilere el sallıyacaksın
- Ayıbettin abi tabii...

Abimiz deri, yarım bot ve koyu kahverengi ayakkabıyı alıp kasaya
yanaşıyor... Kasadaki bayan botları poşete koyarken, sayın Abimiz de
soruyor;
- 43 lira değil mi?...
- Kız, Ne münasebet der gibi
bakıyor ve Bunlar orijinal deri...İndirimli fiyatı 180 lira...
Abi'mizin bitiş cümleleri, kızcağızın kopuş anına denk geliyor;
-Olur mu hanımefendi, altında 'Size 43' yazıyor...


Ünlü güftekâr ve tamburî Osman Nihat Beyefendi çapkınlığı ile pek
meşhurmuş. Ankara'da bulunduğu sıralarda güzel bir günde Kızılay'a doğru
yürümekte iken hemen önü sıra da çok güzel endâmlı, alımlı, çalımlı bir
bayan yürüyormuş. Osman Nihat Bey kadına biraz yaklaşarak başlamış dil
dökmeye:
- Aman Ya Rabbi! Ne güzel endamınız var! Şu belin
inceliğine bakın. Ya saçların omuzlara dökülüşü. Kadın omuzunun
üzerinden arkasına söyle bir bakıp, kafasını çevirmiş ve de sinirli
sinirli yoluna devam etmiş. Fakat Osman Nihat Bey kadının peşini
bırakmamış ve dil dökmeye devam etmiş:
- Bacaklarınızın güzelliği,
keklik gibi sekisiniz ne de hoş... Sizinle birlikte olmak her halde
hayata bedeldir... Ve daha neler ne dil dökmeler. .. Tam bu sırada
Kızılay Meydanı' na yaklaşmışlar. Dört yol ağzına ve polisin olduğu yere
geldiklerinde kadın bütün sinirli haliyle Osman Nihat Bey'e dönerek:
-Şimdi polise veririm! Deyince: Osman Nihat, masumane bir tavır takınıp, ses tonunu yumuşatarak
- Aman hanımefendi, ben bir saattir yalvarıyorum. Niye polise?


Konuyla ilgili açıklama yapan davacının avukatı
İdris Karadeniz Müvekkilim marketten aldığı 2 Lt.lik kampanyalı
cocacola ürününün kapağını açtığında hediye çıkmadığını ve tekrar
deneyiniz yazısını görmüş. Bunun üzerine kapağı kapatıp tekrar açmış
ancak yine aynı şey. Bunun üzerine aynı şişe kapağında tam 4246 defa
deneme yapmasına rağmen hediye çıkmamıştır. CocaCola şirketinin
tüketiciyi dolandırdığını düşünen müvekkilim şirkete dava açmaya karar
vermiştir. Bizde bugün gelerek dava dilekçemizi adliyeye teslim ettik.
10 bin YTL. Maddi tazminat talep etmekteyiz dedi. Davadan haberdar olan
CocaCola yönetimi adına açıklama yapan bir sirket yetkilisi olayın çok
komik olduğunu ve artık Karadeniz bölgesine gönderilen ürünlerin
kapağına Başka şişede inşallah yazmayı düşündüklerini söyledi.


Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa
da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel
örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not.
- Babaannesi aradı dersiniz.

Sene 1968, İstanbul Bahçelievlerde Skip tükenmez kalemlerinin
fabrikası var ve önünde de 98 no lu otobüslerin durduğu otobüs durağı.
Bu durak Bahceli evlerden sonraki ilk durak ve anlatacağım olay
gerçekten yaşanmış olay. Otobüsle Bakırköyden Güngörene giderken
Bahcelievler durağında otobüse çok güzel bir bayan bindi. Tam biletini
alacağı zaman otobüs hareket etti. Bayan biletçiye bir şirinevler
bileti verirmisiniz diye sordu. Biletçi bu otobüs Şirinevlere gitmez
deyince bayan durdurun otobüsü ineceğim dedi. Biletçinin cevabı hayli
ilginç oldu.
- Hanım, hanım kalktı birkere sikip te indirecegiz. Bu
lafı duyunca kadının yüzündeki ifadeyi görmenizi isterdim ( bu arada
skip otobüs durağının adı )

Gerçek Avustralya Mahkeme Gündemi 12659
- Hamile Bayan Davası
Yaklaşık 8 aylık hamile bir bayan otobüse biner. Karşısında oturan
adamın ona gülümsediğini farkeder. Hemen başka bir koltuğa geçer. Bu
sefer gülümseme sırıtmaya dönüşür ve bayan da tekrar yer değiştirir.
Adam daha da eğleniyor gibidir. 4. yer değiştirmede adam kahkaha atar,
bayan ,şoföre şikayet eder ve o da adamı tutuklattırır. Olay mahkemeye
intikal eder. Hakim adama ( yaklaşık 20 yaşındadır ) söyleyeceği bir
şeyi olup olmadığını sorar. Adam cevap verir.'' Sayın Hakim , şöyle
oldu: Bayan otobüse bindiğinde durumunu farkettim. Üstünde ''Çift Nane
İkizleri Geliyor '' yazısı olan bir reklam afişinin altına oturdu ve
ben sırıttım. Daha sonra kalktı ve üzerinde ''Logan'ın ağrı kesici
merhemi şişikleri azaltır '' yazılı afişin altına oturdu , ben de
gülümsemek zorunda kaldım. Daha sonra '' William'ın büyük çubuğu yaptı
'' yazan deodorant afişi altına oturunca kendimi çok zor tuttum. Fakat
, Sayın hakim , dördüncü defa kalkıp '' Goodyear kauçuğu bu kazayı
önleyebilirdi '' afişinin altına oturunca.... ben koptum. DAVA
DÜŞMÜŞTÜR.

Tüketici hakları konusunda Müşteri her zaman haklı mı? sorusunu
irdelerken çeşitli ülkelerdeki mahkemelik olayları araştırmışlar ve
buldukları belgelerden birisi. Olay gerçek... WorldPerfec (Bilmeyenler
için yazıyorum, bilgisayar, elektrikli daktilo gibi aletler için program
yapımcısı)... Bu Şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir
telefon konuşmasını okuyacaksınız. Bu konuşma sonrası WorldPerfect
görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WorldPerfect'i kendisini
Gerekçesiz işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İşte bu konuşmanın
deşifresi.
-WorldPerfect yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim.
-WorldPerfect`te bir sorun oldu.
-Nasıl bir sorun?
-Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti.
-Gitti mi?
-Yokoldu!
-Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
-Hiç bir şey.
-Hiç bir şey mi?
-Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
-Hala WorldPerfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
-Bunu nereden bileyim.
-Ekranda bir C harfi görüyormusunuz?
-Bir hece mi..
-Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
-Söyledim ya hiç bir sey yazmıyor.
-Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
-Monitor ne?
-Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığınızı gösteren küçük bir lamba var mı?
-Bilmiyorum.
-Monitorün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
-Evet.
-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlımı bana söyleyin.
-Bağlı.
-Harika. Monitorün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
-Görmedim.
-Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
-Evet buldum.
-Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
-Kabloya ulaşamıyorum.
-Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
-Olmuyor.
-Bir seyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...
-Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
-Karanlık?
-Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
-Ofisin ışıklarını yakın.
-Yanmaz.
-Neden?
-Elektrikler kesik.
-Elektrikler mi kesik. Tanrım..! (kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu?
-Evet dolapta.
-Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
-Durum bu kadar kötü mü?
-Korkarım öyle!
-Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
-Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım diyeceksiniz...
😎


Barbaros bulvarında olmuş bir olay... Arkadaşlarla öyle Barbaros
bulvarında yürüyorduk. Bir anda yanımızdan son sürat bir minibüs geçti.
Biz 'Freni patladı' filan demeye kalmadan, minibüs kafadan elektrik
direğine bindirdi. Hemen koştuk, yardım edelim diye. Minibüse
ulaştığımızda manzara şuydu: Yolcuların kiminin kası açılmıs, kiminin
dudağı patlamış... Dağılmış vaziyetteler yani. Ama bir tuhaflık var.
Çünkü o hallerine rağmen, gözlerinden yaşlar gelecek şekilde gülüyorlar.
Biz ne yapacağımızı şaşırdık. 'Ne oldu?' diye sorduk. Bir iki tanesi,
güçlükle 'Şoför, şoför...' diyebiliyor ama yine gülmeye başlıyorlar. Bu
şaşırtıcı manzaranın aslını öğrenebilmek için 2,3 dakika geçmesi
gerekti. Meğer şoför, tükürürken minibüsten düşmüş. Hani, bizim
şoförlere özgü, giderken kapıyı açıp dışarı tükürme hareketi vardır ya.
Baba, dengeyi tutturamamış, tükürükle beraber, gümbürt aşagı düşmüş.
Minibüs de kontrolden çıkıp direğe bindirmiş.


Yıllar önce bir Karadeniz kasabasında görev yaparken, kansızlık
nedeniyle başvuran bir hastamı muayene ediyordum. Konjoktiva dediğimiz
alt göz kapağının içine bakarken, bir yandan da : Amca sende basur mu
var? dedim. Kansızlığın baş sebeplerinden biridir ve Karadeniz'de bu
duruma sık sık rastlanır.. Amcanın dışarı çıkarken yanındaki arkadaşına
söylediğini hâlâ hatırlarım... Ne doktormuş be, helal olsun..! Gözümden
baktı, götümdekini gördü.

Acı kaybımız 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz
kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka
bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip
Necmi'yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini
sorduğumuzda ''Abi onlar kış uykusuna yatar'' cevabını almış
bulunmaktayız, hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok
yaşamam herhalde.


Körfez Savaşı'ndan önceki yıllarda, Amerikalı bir bayan gazeteci,
kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri hakkında bir yazı dizisi
hazırlamak
üzere Kuveyt'e gitmiş. Gözlemleri sırasında ilk dikkatini çeken,
kadınların kocalarının 5 adım gerisinden yürüdükleriymiş. Yıllar sonra
aynı gazeteci tekrar bir yazı dizisi için Kuveyt'e gittiğinde bu sefer
bir de bakmış kadınlar önden gidiyor, kocaları 5 adım arkalarından
geliyor. Bu işe çok şaşırmış, hemen bir kadına yaklaşıp sormuş: Bu
gördüğüm inanılmaz bir gelişme. Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir??
Kuveyt'li kadın cevap vermiş:
- Mayınlar...


Trafik kuralı ihlali yapan kimsenin çıkmadığı uzun bir nöbetin
sonunda polis nihayet aşırı hız yapan bir aracı durdurdu. Sürücü camı
açtı. Ruhsat ve ehliyetini uzattı. Polis ceza makbuzunu cebinden
çıkarırken keyifle gülümsedi.
- Sizi bütün gün bekledim. Sürücü nasıl olsa cezamı öyle ya da böyle çekeceğim rahatlığıyla, iç çekerek cevap verdi.
-
Anlıyorum memur bey. Elimden geldiği kadar hızlı gelmeye çalıştım ben
de. Polis, dakikalar süren gülmesi kesilmeyince adama eliyle git, git
işareti yaptı ve adam cezadan kurtuldu.


Öğlen saatleri. Trafikteyim. Kırmızı ışıkta dururken yandaki
kalabalığı fark ediyorum. Bir polis otosu ve kalabalığın ortasında bir
genç elini kolunu sallayarak konuşuyor. Kulak kesilip durumu kavramaya
çalışıyorum. Çocuk yayalara kırmızı yanarken karşıdan karşıya geçmiş,
tabii bunu gören polis ceza yazıyor. Çocuk, 'Herkes geçiyordu ben de
geçtim' gibilerinden kendini savunuyor. Polis umursamaz bir tavırla ekip
arabasına giderken yaşlı bir teyze çocuğa bağırıyor
-'Kaç oğlum kaç! Götünde plakan mı var?!'


Bir teyzemiz yayalara kırmızı yanmasına rağmen karşıdan karşıya
geçmeye çalışırken, 10 metre öteden megafon sesi gelir polisten,

-''Abla, zaten şişmansın bir de pişman olma!''